Siyasi Kutuplaşma Toplumsal Huzuru Güçlendirir mi, Zayıflatır mı?
Yaşar Kaba
Türkiye son yılların en önemli siyasi hedeflerinden biri olarak "Terörsüz Türkiye" söylemini tartışıyor. Bu hedefin özü, şiddetin sona ermesi, silahların susması ve toplumun huzur içinde yaşamasıdır. Kuşkusuz bu hedefe itiraz eden çok az insan vardır.
Ancak toplumun önünde duran asıl soru şudur:
Terörsüz Türkiye yalnızca silahlı çatışmaların sona ermesi midir, yoksa aynı zamanda toplumsal uzlaşma ve iç barışın güçlenmesi anlamına mı gelmelidir?
Bu soru, günümüz Türkiye'sindeki siyasi gelişmeler ışığında daha da önem kazanmaktadır.
İç Barışın Ölçüsü
Bir ülkede iç barışın varlığını yalnızca güvenlik göstergeleriyle ölçmek mümkün değildir.
İç barış;
- vatandaşların birbirine güven duyması,
- hukuka güvenmesi,
- seçim sonuçlarına saygı gösterilmesi,
- farklı siyasi görüşlerin meşru kabul edilmesi,
- devletin bütün vatandaşlarına eşit mesafede durduğuna inanılması
ile güçlenir.
Bu nedenle iç barış, yalnızca bir güvenlik politikası değil, aynı zamanda bir demokrasi ve hukuk politikasıdır.
Türkiye'nin En Büyük Siyasi Temsil Alanlarından Biri
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu siyasi hareketlerinden biridir ve son genel seçimler ile yerel seçimlerde milyonlarca vatandaşın oyunu almış büyük bir siyasi partidir.
Demokratik sistemlerde siyasi partiler yalnızca yöneticilerden oluşmaz.
Onlar aynı zamanda kendilerine oy veren milyonlarca vatandaşın siyasal temsil araçlarıdır.
Bu nedenle herhangi bir siyasi partiye yönelik yürütülen süreçler, yalnızca parti yönetimini değil, o partiye oy veren vatandaşların algısını da doğrudan etkiler.
Algı ve Toplumsal Psikoloji
Burada dikkat çekici bir toplumsal algı oluşmaktadır.
Bir tarafta devletin uzun yıllardır mücadele ettiği ve binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olmuş silahlı örgütlerle ilgili daha yumuşak, uzlaşmacı ve çözüm odaklı söylemler kamuoyuna yansırken;
diğer tarafta milyonlarca seçmenin oy verdiği siyasi aktörlere yönelik sert siyasi tartışmalar, soruşturmalar, görevden almalar veya ağır suçlamalar gündeme gelebilmektedir.
Bu durumun doğru veya yanlış olmasından bağımsız olarak, toplumun bir kesiminde şu sorunun sorulmasına neden olmaktadır:
"Silah kullanan yapılarla diyalog ve çözüm dili kurulurken, demokratik siyaset alanındaki aktörlerle neden daha sert ve çatışmacı bir dil kullanılıyor?"
Bu soru, günümüz siyasetinin en önemli tartışma başlıklarından biridir.
Hukuk Devletinin Önemi
Elbette hukuk devletinde hiç kimse yargı denetiminin dışında değildir.
Bir belediye başkanı da, bir milletvekili de, bir parti yöneticisi de hukukun konusu olabilir.
Ancak iç barış açısından belirleyici olan nokta şudur:
Yargısal süreçlerin toplumun geniş kesimleri tarafından;
- adil,
- tarafsız,
- şeffaf,
- siyasi etkilerden bağımsız
olarak algılanması gerekir.
Hukuka güvenin zayıfladığı yerde, toplumsal güven de zayıflar.
Terörsüz Türkiye'nin Eksik Bırakılan Ayağı
Terörsüz Türkiye hedefi önemli bir güvenlik hedefidir.
Fakat iç barışın sağlanabilmesi için bunun yanında;
- demokratik temsilin korunması,
- seçmen iradesine saygı,
- hukukun üstünlüğü,
- çoğulculuk,
- farklı görüşlerin meşruiyetinin kabulü
de aynı derecede önem taşır.
Toplumun herhangi bir kesiminin kendisini dışlanmış, hedef gösterilmiş veya siyasal olarak değersizleştirilmiş hissetmesi, iç barışın güçlenmesine değil zayıflamasına yol açabilir.
Sonuç
Terörsüz Türkiye hedefi yalnızca silahların susmasını değil, toplumun bütün kesimlerinin ortak geleceğe güven duymasını da kapsamalıdır.
Eğer iç barış hedefleniyorsa;
- güvenlik kadar adalet,
- mücadele kadar hukuk,
- devlet otoritesi kadar demokratik meşruiyet,
- çoğunluk iradesi kadar azınlık hakları
da korunmalıdır.
Çünkü gerçek iç barış, yalnızca çatışmanın olmadığı değil; vatandaşların farklı siyasi görüşlerine rağmen aynı devletin eşit ve onurlu bireyleri olduklarına inandıkları zaman mümkün olur.
Terörsüz Türkiye'nin kalıcı başarısı, silahların susması kadar demokratik güvenin güçlenmesine de bağlıdır.


FACEBOOK YORUMLAR