23 Nisan 1920…
Bu tarih yalnızca bir meclisin açılışı değildir.
Bu tarih, bir milletin “teslim olmayacağız” dediği gündür.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı süreç; Anadolu’nun dört bir yanında yapılan görüşmeler, alınan kararlar ve ortak akılla şekillenen bir direnişin sonucudur.
“Ya istiklal ya ölüm” kararlılığıyla yürütülen bu mücadele, nihayetinde egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan etmiştir.
Büyük Millet Meclisi’nin açılması, savaşın yalnızca cephede değil; akılla, iradeyle ve temsil gücüyle yürütüleceğinin ilanıdır.
Bu yüzden 23 Nisan, bir başlangıç değil; bir sonuçtur.
Bedeli ödenmiş bir karardır.
Ve bu tarih, dünyada eşi benzeri olmayan bir anlam daha taşır.
23 Nisan, çocuklara armağan edilen ilk ve tek bayramdır.
Bu tercih bir tesadüf değildir.
Bu, geleceğin emanet edildiği iradenin açık ilanıdır.
Çünkü bir millet, egemenliğini yalnızca kazanarak değil; onu geleceğe aktararak yaşatır.
Bugün 23 Nisan’ı kutlamak, sadece geçmişi hatırlamak değildir.
Aynı zamanda bir sorumluluğu yeniden üstlenmektir.
Yurtta barış, dünyada barış ilkesiyle büyüyen bir anlayışın;
çocuklara bırakılan bir geleceğin;
ve millet iradesine dayanan bir devletin yıl dönümüdür.
Evet, ajandalar değişebilir.
Gündemler farklı olabilir.
Ama 23 Nisan’ın anlamı değişmez.

Bu gün;
ne ertelenebilir,
ne gölgelenebilir,
ne de unutturulabilir.
Çünkü bu tarih, bir milletin iradesidir.
Ve o irade hâlâ ayaktadır.
23 Nisan…
İki bayramdır:
Biri egemenliğin millete ait olduğu gün,
diğeri o egemenliğin çocuklara emanet edildiği gündür.
İşte bu yüzden;
23 Nisan yalnızca bir bayram değil,
bir hatırlayıştır.
Ve bu hatırlayış, sonsuza kadar sürecektir.
Yaşar Kaba



FACEBOOK YORUMLAR