Kadir İnanır'ın ölüm haberi bana ulaştığında derin bir üzüntü duydum. Aynı yıllarda yaşamış biri olarak ailemizden birini kaybetmiş gibi hissettim. Bir süre sonra aklıma filmlerden sahneler üşüştü. O sahnelerin içinden önce İlyas çıktı, ardından Tatar Ramazan...
Hafızamı biraz zorladığımda filmlerin adlarını tek tek sayamadım. Karakterler peş peşeydi. İlyas... Cemal... Ali Silvan... Seyyid... Tatar Ramazan...
Galiba bunun yanıtı o karakterlerin bize anlattıklarında saklıydı.
İlyas'ı düşündüm. Aradan neredeyse yarım asır geçti. Bugün hâlâ "Sevgi emekti" cümlesi konuşuluyorsa bunda onun da payı var. Kusurluydu, yanıldı, geç kaldı. Belki de bu yüzden gerçekti.
Sonra Cemal geldi aklıma. Fabrikayı düşündüm. Vardiyayı, eve ekmek götürme telaşını... O filmde aşk kadar geçim derdi de vardı.
Ali Silvan'ı hatırladım. Mahalleyi düşündüm. Dayanışmayı, yoksulluğun içinde ayakta kalmaya çalışan insanları...
Seyyid'i düşündüm. Töreyle vicdan arasına sıkışan hayatları...
Sonra yeniden Tatar Ramazan geldi. Onu düşündüğümde yumruğu değil, haksızlığa razı olmayışını hatırlıyorum.
Sanırım bazı oyuncuların en büyük başarısı da bu. Kendi adlarını, canlandırdıkları insanların içinde yaşatabilmek.
Biraz daha düşününce şunu fark ettim. Hafızamda kalan yalnızca karakterler değildi. O karakterlere inanmamızı sağlayan Kadir İnanır'dı.
Aklıma düşenlerde en çok neyi hatırlıyordum da bu kadar sevmiştim, ya da toplumca bu kadar sevmiştik?
İlyas'ı sevdiren bakışıydı.
Tatar Ramazan'a inandıran öfkesiydi.
Cemal'i bize yakın kılan doğallığıydı.
Ali Silvan'ın yükünü omuzlarında taşıyışı, Seyyid'in iç çatışmasını hissettirişi...
Oynadığı insanlara inanıyordu.
Seyirci de ona inandı.
Her halini sevmişiz. Gençliğini de... Yaş aldıkça yüzüne yerleşen çizgileri de... Oynadığı karakterleri de... Hayata bakışını da... Belki de bu yüzden Kadir İnanır'ı yalnızca bir oyuncu olarak konuşmak eksik kalıyor. Onun sinema yolculuğuna biraz daha yakından bakmak gerekiyor.
Kadir İnanır yakışıklıydı. Karizmatikti. İyi bir oyuncuydu. Bunların hepsi doğru. Yine de bunlar, toplumun her kesiminde gördüğü karşılığı anlatmaya yetmiyor.
Yeşilçam değişirken Kadir İnanır da değişti. Romantik filmlerin aranan jönlerinden biri olarak başladığı sinema yolculuğu, zamanla başka bir yöne evrildi. Atıf Yılmaz, Şerif Gören, Zeki Ökten, Yavuz Özkan, Ali Özgentürk gibi yönetmenlerle çalıştıkça anlattığı hikâyeler de değişti. Aşkın yanına emek geldi, yoksulluk geldi, töre geldi, adalet arayışı geldi. Bir Yudum Sevgi'de fabrikanın, evin, geçim derdinin içine girdi. Yılanların Öcü'nde köyün, toprağın, haksızlığın hikâyesini anlattı. Kadir İnanır, sinemanın yön değiştirdiği yıllarda o değişimin içinde kalmayı seçti. Belki de bugün hâlâ bu kadar çok karakterini hatırlamamızın nedenlerinden biri de bu.
Bu yönetmenler kameralarını yalnızca aşk hikâyelerine çevirmiyordu. Fabrikalara, köylere, gecekondu mahallelerine, cezaevlerine, törenin gölgesinde yaşayan insanlara bakıyorlardı. Senaryolar da Orhan Kemal'in, Kemal Tahir'in, Fakir Baykurt'un, Necati Cumalı'nın anlattığı dünyayla besleniyordu.
Kadir İnanır'ın canlandırdığı insanlar da o yıllarda değişmeye başladı. İlyas'ın yanına Cemal geldi. Ali Silvan geldi. Seyyid geldi. Tatar Ramazan geldi. Her biri başka bir hayatın içinden çıkıyordu ama aynı ülkenin insanını anlatıyordu.
Sonra sinema perdesinden çıkıp Kadir İnanır'ın hayatına baktığımda çok farklı bir Kadir İnanır görmüyoruz.
1978'in 1 Mayıs fotoğraflarına baktım. Sinema Emekçileri kortejinde elinde bayrak taşıyan genç bir Kadir İnanır vardı. Aynı kortejde Tarık Akan da vardı, Kemal Sunal da... O gün sinema dünyasının tanınmış isimleri bir aradaydı ve film setinde değillerdi. 1 Mayıs Emek ve Mücadele gününde sinema emekçileri birlikte yürüyorlardı.
Sonraki yıllarda da bu çizgi değişmedi. İşçilerin direnişlerinde, sendikaların etkinliklerinde, sanatçıların ortak açıklamalarında, barış ve demokrasi çağrılarında adını görmeye devam ettik. Bazen eleştirildi, bazen alkışlandı. Fikirlerine katılan da oldu, karşı çıkan da... Ama hangi rüzgâr eserse essin, durduğu yeri değiştiren bir Kadir İnanır görmedik.
Belki de güven dediğimiz şey tam burada oluşuyor.
Perdede canlandırdığı insanların derdiyle, hayatın içindeki Kadir İnanır'ın dert ettikleri birbirinden çok uzak değildi. Bu yüzden İlyas'a inanırken de zorlanmadık, Tatar Ramazan'a inanırken de... Çünkü o karakterleri oynayan insanın, anlattığı dünyaya da inandığını hissettik.
Dönüp baktığımda bu roller bana rastlantı gibi gelmiyor. Kadir İnanır'ın hayata baktığı yerle, canlandırdığı insanların baktığı yer arasında güçlü bir bağ vardı.
Sinemanın dışında da aynı çizgide durdu. 1 Mayıs meydanlarında vardı. Sendikaların etkinliklerinde vardı. Sanatçı örgütlenmelerinde vardı. Barıştan, demokrasiden, ifade özgürlüğünden söz etti. Bazen alkışlandı, bazen eleştirildi. Ama durduğu yeri değiştirmedi.
Sanırım onu ailemizden birini kaybetmiş gibi uğurlamamızın nedeni de burada. Aynı yılları yaşadık. Aynı filmleri izledik. Aynı karakterlerle büyüdük. Sonra o karakterleri canlandıran insanın da hayatta benzer bir yerde durduğunu gördük.


FACEBOOK YORUMLAR