Devlet Bahçeli de "Arınacak ve tek başına iktidara yürüyeceğiz" diye başlamıştı.
Kimini ihraçla, kimini kovarak nice kadroları tasfiye etti ve "arınmış" haliyle T.Erdoğan'ın gölgesine sığındı.
O gün bugündür tek başına seçime giremiyor.
Son süreçte de MHP'nin kuruluş ilkelerine taban tabana zıt bir noktaya evrilerek Apo ve pkk'yla müzakerenin motor gücü oldu Bahçeli.
Şimdi benzer bir iddiayla Kılıçdaroğlu'nu izliyoruz.
O da üç sene öncesine kadar takım olarak çalıştığı arkadaşlarından "arınacağız" diyerek yola çıktı. Kılıçdaroğlu'nun temel argümanı Akp yargısının -günbegün çöken- iddianamesi; hüküm yok ortada.
Daha yolun başında iken, Kılıçdaroğlu da söylemleriyle T.Erdoğan'ın etki alanına girdiği işaretlerini veriyor...Öyle ki; CHP'nin belki de son nefesine kadar telaffuz etmeyeceği, kurulus ilkelerine taban tabana zıt neoosmanlıcı bir diskur kullanıyor Kılıçdaroğlu.
Bu yaşananların bir tek açıklaması var: hangi siyasi kampa bakarsanız bakın; önce "memleket için" parti kurulur...Sonra partinin yaşatılması, korunması ve haliyle elde tutulması memleket meselesinin önüne geçer...Bu hâl, partizanlık ve zübük tabiatının sentezi bir politik figür üretir.
Velhasıl; önce Bahçeli, şimdi de Kılıçdaroğlu bu patolojik halle hallenmiş oldular; hallendirildiler hattâ!
İşin aslı her ikisinin de birey olarak Erdoğan ve ardındaki oligarşik çete nezdinde bir kıymeti olmadığı yakın geçmişte yaşanan polemiklerle sabit.
MHP tabelası olmadan Bahçeli'nin, CHP tabelası olmadan da Kılıçdaroğlu'nun millet nezdinde de bir karşılığı yok nitekim...Yalnızca tabelaları işgal/gasp ettikleri için Erdoğan tarafından istihdam ediliyorlar.


FACEBOOK YORUMLAR