google.com, pub-8298445685675651, DIRECT, f08c47fec0942fa0

CHP LİDERİ ÖZEL: "İKTİDARIMIZDA 100 GÜN İÇİNDE EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞINI BİR ASGARİ ÜCRETE ÇIKARACAĞIZ"

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Karabük’te gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingine katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Canım Karabük, güzel Karabük. Sanayinin, kalkınmanın şehri Karabük. Demiri, çeliği ateşle yoğuranların kenti Karabük. Güzel insanların, yiğit insanların, Cumhuriyet’e, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetine sahip çıkan insanların kenti Karabük. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Eskipazar’ın tarihine, Safranbolu’nun güzel evlerinde, Eflani’nin ovalarına, Ovacık’ın yaylasına, Yenice’nin derin ormanlarına selam olsun bizden. Biz adalet ve demokrasi için meydanlardayız, Türkiye’nin geleceği için meydanlardayız. Bugün bu meydanda safran çiçeği gibi açan Karabük’ün yiğit evlatlarına selam olsun, helal olsun” dedi.

CHP LİDERİ ÖZEL: "İKTİDARIMIZDA 100 GÜN İÇİNDE EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞINI BİR ASGARİ ÜCRETE ÇIKARACAĞIZ"
03 Mayıs 2026 - 17:15
Cumhuriyet Halk Partisi'nin "Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitinglerinin 107'incisi Karabük'te düzenlendi.

Karabük Maydanı'nda yoğun bir kalabalığa hitap eden Genel Başkan Özgün Özel, mücadeleyi Karabükten büyütmeye geldiklerini belirterek, partiyi değil ülkeyi savunduklarını belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bugün buraya mücadeleyi Karabük’ten büyütmeye geldik, Karabük’ün vicdanına sığınmaya geldik. Bugün burada bir miting yapmaya değil; seçim hakkımıza, Cumhurbaşkanı adayımıza, sandığa, demokrasiye sahip çıkmak için 107’nci kez eylem yapmaya geldik. Karabük’ün çelik gibi bükülmez iradesine sığınmaya geldik. Darbeciler bu meydana baksınlar, bu meydanı görsünler. Karabük’te ateş yanmıştır, çelik suyla buluşmuştur artık. 1977’den beri Karabük’te birinci parti değiliz. Son yerel seçimlerde merkez ilçede 6 bin 700 oy aldık. Ama Karabük’e küsmedik, umudu kesmedik. Sırt dönmedik, bu iradeyi küçümsemedik. Kimi seçiyorsa saygı duyduk. Kusur varsa kendimizde aradık. Bugün ilçe başkanlarımız, il başkanlarımız, güçlü örgütümüz, milletvekilimiz ve belediye başkanımızla bu meydanda birlikteyiz. Ancak sadece Cumhuriyet Halk Partililer değil, Karabük’ün bütün demokratlarıyla birlikteyiz. Selam olsun Karabük’ün tüm demokratlarına. Bizi ayakta tutan ellerinizdeki ay-yıldızlı albayraklardır. Türkiye İttifakı, renklerini o bayraktan alır. Milli takım kazanınca sevinen, Filenin Sultanları’yla birlikte gözyaşı döken, dünyanın öbür ucundaki güreşçinin zaferi ile ayağa kalkan kim varsa Türkiye İttifakı’ndadır. Bizim gönlümüz onlarla birliktedir. Kim ki bu ülkede bu ülkenin sınırlarına, kurucularına, bayrağına, toprağına saygılıdır; bizim için hiç uzakta değildir. Biz son dönemde yapılan saldırılarda bir partiyi değil, bir ülkeyi savunuyoruz; bir ülkenin demokrasi ile yönetilmesini savunuyoruz. Seçme ve seçilme hakkını, yani patronun millet olmasını, onun seçtiğinin gelmesini, ‘kal’ dedikçe kalmasını, ‘git’ deyince gitmeyi bilmesini savunuyoruz. Onun için Karabük’ün tüm kararlarına sonuna kadar sahip çıkıyor, bizden seçtikleri için; Milletvekilimiz Cevdet Akay için, Safranbolu Belediye Başkanımız Elif Köse için Karabük’e yürekten teşekkür ediyoruz. Ayrıca organizasyonun ev sahipliğinde emek verenlere, yani baba ocağını bekleyenlere, bacası tütsün diye odun çekenlere, sabah kalkıp çayı koyanlara, kapıyı açık tutanlara, İl Başkanımız Vedat Yaşar’ın şahsında teşekkür ediyorum.”

“GÜN, BİRBİRİMİZLE DİDİŞME GÜNÜ DEĞİLDİR”

“Cumhuriyet Halk Partisi baba ocağıdır. Herkes baba ocağına doğar. Sonra kimi orada kalır, kimi başka yeri arar. Kimi uzakta, ırakta oturur; kimi yakında. Kimi daha büyüğünü arar, kimi daha küçüğüne razı olur. Ama kimin ki huzuru bozulur, bilir; orada bir babaocağı vardır. Kapısı açık, çayı demli, çorbası sıcak, bacası tüten bir baba ocağı. O baba ocağının kapısı sonuna kadar açıktır. Zira o baba ocağının tapusu ne bendedir, ne bizdedir; hiç kimsede değildir. O baba ocağının tapusu bir kişiye kayıtlıdır; o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Onun için Atatürkümüzle, bayrağımızla, Cumhuriyet’le derdi olmayan herkesle birlikte olmaya, yan yana durmaya, kol kola yürümeye kararlıyız. Gün demokratların, Cumhuriyetçilerin, milliyetçilerin, Atatürkçülerin birbiriyle didişme, mücadele etme değil; gün onun emaneti sandığa ve Cumhuriyet’e sahip çıkmak günüdür. O yüzden biz bu ülkenin bütün demokratları ile birlikte bir büyük yürüyüşü, bir iktidar yürüyüşünü; yüzyıl sonra bir kez daha herkesin yüzünün güldürecek, kimsesizlere sahip çıkacak, kimseyi geride bırakmayacak, hep birlikte çalışacak, çok çalışacak, kazanacak, kalkınacak, hakça bölüşecek, kimsenin kimseyi ezmediği, hiçbir ailenin imtiyazlı olmadığı bir düzeni 100 yıl sonra bir kez daha hep birlikte getireceğiz. Bunu hep birlikte başaracağız.”

“SAFRANBOLU’DA BİR CUMHURİYET KADINI TARİH YAZIYOR”

“Hemen yanı başımızda Safranbolu ilçemiz var. 2019’dan beri iki dönemdir Elif Köse Başkanımız Safranbolu’yu kazanıyor. Ona Safranbolulular güveniyor. O da güveni boşa çıkarmıyor. İlk seçildiğinde, ittifakla yüzde 42 ile seçilmişti. Bu kez ittifak olamadı ama iki kişiden birinin oyunu aldı. Tüm zorluklara, tüm engellemelere rağmen Safranbolu’da bir Cumhuriyet kadını tarih yazıyor. Onunla gurur duyuyoruz. Partimiz adına Safranbolu’ya hem teşekkür ediyor, hem de onun hizmetleriyle gururlanıyoruz. Önümde yedi yıldır yaptıklarıyla ilgili uzun bir liste var. Buradan canlı yayınlar varken, Türkiye’nin gözü buradayken, bir Cumhuriyet kadını ve sosyal demokrat belediye başkanı tüm zorluklara rağmen neler yapabiliyor, onu belli satır başlarıyla hatırlatmak istiyorum. Öncelikle Safranbolu Belediyesi’ni ilk kazandığımızda siz biliyorsunuz ki borcun gelire oranı yüzde 74’tü. Gelirin yüzde 74’ü kadar borç vardı. Yedi yıl geçti, borcun gelire oranı yüzde 4’e indi. Yüzde 74’ten 4’e indi, bu müthiş bir başarı. Hiçbir şey yapmasan bu rakamlar olmaz ama bakın borcu yüzde 74’ten yüzde 4’e indirirken ne yapmış Elif Başkan? Kent lokantası açmış, kreş açmış, engelsiz kafe açmış. Kadın dayanışma merkezi, aktif yaş alma merkezi, Hanım evlerini şehirlere kazandırmış. Safranbolu Belediyesi’nin sosyal tesislerinden özel firmaları çıkartmış. Kendisi en uygun fiyatlara işletmiş. Hem vatandaş, hem misafirler memnun kalmış, hem de belediye para kazanmış. Kadın el emeği ve kadın üretici pazarlarını kurmuş. Ata tohumu ile üretim yapıp, uygun fiyatlara bu ürünleri satışa sunmuş. Belediyede asfalt üretmiş, 250 milyon lira sadece asfalttan tasarruf etmiş. Peyzaj çiçeklerini belediye bünyesinde üretmeye başlamış. İhaleyle ondan - bundan çiçek, fide almamış. Burada üretmiş, burada kullanmış. Taş ocağı açmış, ilçenin parasını taşocaklarına ödememiş. Mobilya atölyesini açmış, kent mobilyalarını kendi üretmiş. 22 kilometre su, 8 kilometre kanalizasyon, 6,5 kilometre yağmur suyu hattını baştan aşağı yenilemiş. Sekiz tane halk otobüsü almış. Hibrit otobüslerle hem çevreci, hem halkçı bir hizmeti başlatmış. Dikim evi kurmuş. Ne için? Belediyenin çalışanlarının, personel kıyafetleri için. Sonra başka belediyelere de yapmaya başlamış, özel şirketler sipariş vermiş. Onları yapmaya başlamış. Yani yedi yılda borcu yüzde 74’ten 4’e indirirken, Safranbolu’da yapılmadık bir şey bırakmamış. İşte Cumhuriyet kadınına, Atatürk’ün evladına, bu partinin gururu Elif Köse’ye yürekten teşekkür ediyorum. Buradan, hani diyorlardı ya ‘Silkeleyin çalışamasınlar.’ Bakın başardı, onlar silkeleyemedi. Ben elinden tutup önünüzde gösteriyorum. Helal olsun ona. Tabii bütün sorunlarınızı dile getiren değerli Milletvekilimiz Cevdet Akay burada. İlk başkanımız, yöneticilerimiz burada.”

“BURANIN DA VERGİSİNE, ÜRETİMİNE KAPKAÇ YAPMIŞLAR”

“Bunlar Karabük’e, Safranbolu’ya, tüm ilçelerimize yüzlerini dönenler. Bir de sizden oy alıp ama sonra gidip Karabük’e sırtını dönen ve Karabük’ün beklentilerini boşa çıkaranlar var. Buraya gelirken şöyle bir baktım; ‘Ne oluyor Karabük’te?’ diye. İktidar geliyor. Türkiye 62 milyondan 86 milyona gidiyor. Karabük’ün ise il nüfusu yerinde sayıyor. Karabük merkezi ilçe dahi kaybediyor. Emekli nüfus artıyor. Öğrenci var. Ama Karabük gitgide küçülüyor. Üç milletvekili varken iki milletvekili çıkaran küçük illerin arasına giriyor. Baktım; ‘Karabük ne yapmış? Karabük’e ne yapmışlar?’ Karabük, geçen sene 11,5 milyar lira vergi vermiş. Bekliyorsun ki buna yakın, bunun üstünde bir hizmet alsın, bir yatırım alsın. Küçülen, kaderine terk edilen, büyümesi bir yana küçülmesi için gayret edilen illerden biri Karabük. Rakama bakın; bu şehirden 11,5 milyar lira vergi toplamışlar, bu şehre 1,6 milyar lira yatırım bütçesi ayırmışlar. Böyle insafsızlık olmaz, böyle haksızlık olmaz. Adeta Karabük’ten kepçeyle toplayıp çay kaşığıyla veriyorlar. Karabük’ün rakamlarına baktığınızda 11,5 milyar vergi toplayacaksın. Sonra 1,5 milyar lirayı burada, 10 milyarına kapkaç yapacaksın. Karabük’ün emeği, Karabük’ün üretimi, Karabük’ün vergisi, Karabük’ün hakkına kapkaç yapmışlar. Alıp da kaçmışlar. Bu yüzden buradan açıkça söylüyorum. Bu Cumhuriyet’in kurucusu, partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk çok önem verdi bu şehre. Onun talimatıyla rahmetli İnönü 1937’de Kardemir’in temelini attı. 1939’da Kardemir çalışmaya başladı ve Karabük’ü kalkındırdı, Türkiye’yi kalkındırdı.”

“KARDEMİR EN İYİSİNİ ÜRETECEK DURUMDA AMA RAY İNGİLİZDEN”

“Adı, ‘fabrikalar kuran fabrika’ oldu. Maalesef bu Cumhuriyet değeri son dönemde AK Parti tarafından sahipsiz bırakıldı. Çok basit bir örnek ki ben bunu Cevdet Bey’den Meclis’te duydum. Aklım almadı, inanamadım. ‘Doğru mu?’ dedim, ‘Bir yanlışlık olmasın’ dedim. Karabük Demir Çelik Fabrikası, Kardemir dünyanın en kaliteli çeliğini, dünyanın en kaliteli tren raylarını üretiyor. Doğru mu? Türkiye çok gecikmeli olarak hızlı trenler yapıyor. Hızlı tren ihaleleri veriyor. Verilen ihalelerde hızlı trenlerin rayları Karabük’ten değil İngiliz firması, British Steel’den, İngiliz çelik firmasından alınıyor, öyle yazıyorlar. Bu British Steel dedikleri firma zordaydı, batıyordu. Bizimkilerin gayreti ile ayağa kaldırdılar. Kardemir dünyanın en iyi tren raylarını üretecek durumda, ama hızlı trenlerin rayını İngiliz firmasından alan bir akıl yönetiyor ülkeyi. Ve maalesef Kardemir’de vagon işçileri var. Burada mı vagon işçileri? Vagon işçileri var orada. Vagon işçileri, Kardemir’de iki tür işçi var. Bir; kadrolu olan işçiler, bir de taşeronda olan işçiler. Güya taşerona kadro verildi. Ama vagon işi ağır iş zor iş. Bu işleri taşerona vermişler, orada zor şartlarda ağır işlerde emekleri sömürülen arkadaşlarımız var. Buradan Karabük’ten bu meydandan 3 Mayıs 2026 günü kayda geçiriyorum. O sandık gelecek, bu iktidar değişecek, Cumhuriyet Halk Partisi bütün işçilerimize kadro verecek. Söz veriyoruz. Türkiye’ye kamuda çalışan ve taşeron marifetiyle emeği sömürülen kim varsa, geçtiğimiz seçimlerde söz verilip de kandırılan kamudaki tüm taşeronlara sesleniyorum. Sandığı bekleyin, sandığı isteyin, iktidarı değiştirin, kadroyu bileğinizin hakkıyla siz alın.”

“KARADENİZ’DEKİ VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞIYIZ”

“Tabii Karabük’ün sorunu, derdi deyince bir yandan Türkiye’de yüzde 65’lik orman oranıyla Türkiye’nin yüzölçümü olarak, yüzdesel olarak en fazla ormanı olan ikinci şehri. Ama maalesef Eflani’de, Ovacık’ta ve Safranbolu’da beş maden ruhsatıyla ve 7 bin 200 futbol sahası büyüklüğünde yeri madenleri açarak, hem büyük bir çevre katliamı yapılıyor hem de Karabük gibi bir yerde ormanlar katlediliyor. Bu konuya dikkat çekiyoruz ve Cumhuriyet Halk Partisi özellikle Karadeniz’e, bu iktidarın son iki yılına girmişken en fazla yani kaçsa kaçsa kaçsa iki yıl sonra 15 gün kalmış oluyor seçime. Bugün 3 Mayıs, seçimler iki yıl sonra en geç 14 Mayıs’ın olduğu hafta yapılmak zorunda. Ve birileri giderayak Karadeniz’i, özellikle Ordu’yu, Giresun’u ve Karabük’ü inanılmaz biçimde madencilerin talanına açmış durumda. Buradan AK Parti’ye, MHP’ye geçmişte oy vermiş, gönül vermiş bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum. Bu ormanlar giderse geri gelmez. Siyanürlü altın araması zaten yüksek olan kanser oranlarını iyice yukarıya tırmandırır. Bakır diyorlar, altına çeviriyorlar. Bakır da olsa altın da olsa fark etmez. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak madenlere karşı değiliz ama vahşi madenciliğe, özellikle orman katliamıyla, Karadeniz’de yapılmaya çalışılan vahşi madenciliğe karşıyız. Karabük’ü, hangi siyasi görüşten olursa olsun tüm Karabüklüleri vahşi madenciliğe karşı ayağa kalkmaya ve mücadeleye davet ediyorum.”

“UNESCO’NUN GÖRDÜĞÜ SAFRANBOLU’YU ANKARA GÖRMEZDEN GELİYOR”

“Bir zamanlar yol yapmakla övünen bu iktidar Karabük’te bu konuda da sınıfta kalmış. Yolların yüzde 66’sı mıcırlı yol. Yenice’ye giden 18 tünele Karabüklüler ‘ölüm yolu’ adını takmışlar. Kardemir Filyos Limanı’nın önemi ortada, ama halen daha duble yol yok. UNESCO markası dünya mirası Safranbolu’yu Karadeniz’e bağlayan Bartın yolu tek şeritli, keskin virajlı ve çok tehlikeli. En yakın havalimanı 100 kilometre uzakta. Demir yolu ağları yetersiz. UNESCO Safranbolu’yu görüyor, Ankara burnunun dibindeki Safranbolu’yu görmezden geliyor. Bunun için Karabük’e hem havalimanı yatırımı hem hızlı tren yatırımı hem yolların duble yol olması, güvenli bir hale gelmesi için ve Safranbolu ve Karabük’ün bölgenin parlayan yıldızı olması için seferberlik ilan edeceğiz, seferberlik ilan edeceğiz. Karabük’te şu anda okudum inanamadım, sordum. Devlet hastanesi yok. Devlet hastanenizi 2012 yılında yıkmışlar. 2015’te de Beşbinevler’deki Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesini yıkmışlar. Yıllar geçmiş, yenisi yapılmamış. Kronik hastalıklar, bilhassa kanser hastaları Ankara yollarında helak oluyor. 2017’de eski pazara bir hastane yapmışlar, yanlış zemin etüdü yüzünden 2019’da kullanılamaz hale gelmiş. 154 milyon lira çöpe gitmiş, yenisi için 311 milyon liralık yeni bir ihale yapılması gündemde. Ovacık'ta 2020’de 10 milyon liraya hastanenin yapımına başlanmış, dört yıl içinde ihaleyi yapan firma yapamamış, bırakmış. Şimdi 85 milyon liraya yeniden hastanenin yapılması için ihale yapılmış. Yani hem hizmet aksıyor hem de ayrılan yani 11,5 milyar vergi vereceksin, bunun 1,5’u buraya kalacak, onu da böyle yalan yanlış işlerle çarçur edeceksin. Bunların asla ve asla kabul edilebilir bir tarafı yoktur.”

“ORMAN KÖYLÜLERİ İÇİN YEPYENİ BİR SAYFA AÇACAĞIZ”

“Ayrıca Karabük’ün başlıca geçim kaynağı ormancılık. Dedim ya yüzde 65’i orman bu şehrin. Ama en çok da ormancılar dertli, orman köylüleri dertli. Maliyetler artmış, üç yıl önceki fiyatlara kesim yapılıyor. Güvensiz, güvencesiz koşullarda yaşam mücadelesi veriyorlar. Yollar kötü, haberleşme sorunları var. Yaz geliyor yine orman yangınları hayatı tehdit edecek. İnşallah iktidar olacağız, Karabük’ün sorunlarını da ormancıların sorunlarını da hep beraber çözeceğiz. Bir Cumhuriyet şehrini Cumhuriyet’e yakışır, o şehirde yaşayan insanlara yakışır en güzel şekle, en iyi şekle getireceğiz. Karabük için şunu söyleyelim. 2 bin 831 kooperatif var Türkiye’de, 278 bin ormancı, orman köylüsü, bu Orman Kooperatifleri Birliğine bağlı kooperatiflere üye. 1 milyon 150 bin kişinin yaşamını, geçimini ilgilendiren bir mesele ve orman köylüsünün önemi ormanın sağlığı için, orman yangınlarının önlenmesi için, ülke ekonomisi, şehir ekonomisi için fevkalade. O yüzden orman köylüleri için yepyeni bir modelle, kooperatiflerin desteklenmesi, öyle dışarıdan gelen zengin şirketlere ihaleyle kesim işleri verilip köylünün işçileştirilmesi değil, kendi sorumluluk alanlarında yangınla mücadele etmesi, gençleştirme, budama işlerinin yapılması, her türlü zirai ormancılığın yapılması için orman köylülerine yepyeni bir sayfa açacağız. Kardemir’den sonra ikinci bir sözümüz de orman köylülerine olsun. Sizi seviyoruz, değerinizi biliyoruz.”

“BEŞ EMEKLİ BİR ARAYA GELSE YOKSULLUKTAN KURTULAMIYOR”

“Değerli Karabüklüler bitmeyen bir ekonomik krizle başbaşayız. Eskiden ekonomik krizde yıllarla anılıyordu, o yıl geçiyordu kriz atlatılıyordu bir sonraki kriz gelince yine o yılla anılıyordu. Maalesef on yıllardır bitmeyen, 10 yıla yaklaşan ama bitmeyen bir krizle karşı karşıyayız. TÜRK-İŞ Mayıs ayı rakamlarını açıkladı, resmi açlık sınırı 35 bin lira. Resmi yoksulluk sınırı 113 bin lira. Ama ne veriliyor emekliye? Orada emekliler derneği vardı. Tüm Emekliler Sendikası Karabük Şubesi. Hem örgütlü emeklilere, hem de Karabük’te herhalde 55 bin emekli var dediniz değil mi? 55 bin emeklisi olan Karabük’teki emeklerinin bir elini göreyim önce. Herhalde Türkiye’deki en yüksek, bir Zonguldak vardı Zonguldak’tan sonra en yüksek emekli oranı olan, ama meydan olarak herhalde gördüğüm en yüksek oran emekliler burada. Ömrü boyunca elleri nasırlanan, dirsekleri çürüyen, gözlük numaraları büyüyen, bu noktaya gelince de büyük bir haksızlığa uğrayan tüm emeklilere bir yürekten alkış, bir dayanışma alkışı. Düşünün bu iktidar öyle bir iktidar ki açlık sınırı 35 bin lira, emekliye 20 bin lira veriyor. İki emekli bir araya gelse açlığı ancak geçiyor. Beş emekli bir araya gelse yoksulluktan kurtulamıyor. Beş emekli Ziraat Bankasına gidecekler, kartı sokacaklar, beşi de emekli maaşını çekecek. Aralarında kura çekip bütün maaşları birine verecek. Öbür dört tanesi açlıktan ölecek. Yine de o kişi insanca, yoksulluktan kurtulacak bir maaş alamıyor. Beş emeklinin toplamını yoksulluk sınırının altında tutan, iki emeklinin bir araya gelse açlıktan kurtulamadığı bir düzen kurdular. Birazdan söyleyeceğim yapacaklarımız içinde. Ama emekliler için en önemli vaadimiz şudur: Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarında ilk yıl, ilk geldiğimizde 100 gün içinde en düşük emekli maaşı bir asgari ücrete çıkarılacak. Bugün için bu önemli bir vaat. Ya da gerçekleştirilmesi zor bir vaat olarak görülüyor, hiç öyle değil. Bu ülkede en büyük sorun şu: Vasata, kötüye razı edilmek ve bunu kabullenmek. Ne münasebet kabulleniyoruz? Hangisi yaşam koşullarından, lüksünden taviz veriyor da emekli versin? Niçin emekliden isteniyor?”

“İKTİDAR SÜREKLİ EMEKLİDEN ÇALIYOR”

“Bu iktidar geldiğinde, 3 Kasım 2002 günü en düşük emekli maaşı bir de değil, 1,5 asgari ücretti. Beğenmedikleri Ecevit’in üçlü koalisyon hükümeti görevi bunlara verirken en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz 28 bin liradan hesaplayın asgari ücreti, bugünkü parayla 42 bin lira emekliler maaş alıyordu. Sadece AK Parti’nin iktidarda kalmasının maliyeti; 42’den 20’ye düşüş. Kaldı ki biz asgari ücret olarak 28 bin değil, 39 bin lirayı hesapladık, öneriyoruz. Öyle olduğunda en düşük emekli maaşının 57 bin lira olması lazım. Bugün bakınca imkansız gibi geliyor ama bu iktidardan hemen önce öyleydi. Emeklilere hatırlatırım. Bu iktidar geldiği gün, şimdiki 42 bin lirayı çok, 57 bini imkansız diye düşünenlere hatırlatırım. Bu iktidar geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugünkü parayla 80 bin lira. Bugün en düşük emekli maaşı 2 çeyrek altın alamıyor. Dünya emeklilerine kalkınmadan refah payı verirken, refah payını kalkınmanın üstünde verirken, bu ülke çeşitli oyunlarla, enflasyon oyunlarıyla sürekli emekliden çalıyor. Onun için öyle imkansızı söylemiyoruz. Sandık gelecek. Bu meydan sandığa koşacak ve hakkını söke söke geri alacak. Buradan beni televizyonundan dinleyen ya da bu meydana gelmese de hemen meydanın etrafında kulak kabartan, yıllarca da oyunu AK Parti’ye vermiş olan bir emekliye hatırlatıyorum. Bugün gitsen bir kuyumcudan 1 çeyrek altın alsan, o çeyrek altını cebine katsan ya da çantana koysan, eve gitsen ve bir baksan ki çeyrek altın yok. Deli çıkar insan, doğru değil mi? Hemen kalkar, yürüdüğü yollara bakar. Çünkü bir şey nerede yitirildiyse orada bulundur. Bakın, 1 çeyrek altın değil; ayda 6 çeyrek altın. Bir sefer değil, her ay. Bir kişi değil her emekli kaybediyor. Bir şey nerede kaybedildiyse orada bulunur. Doğru mu? Biz nerede kaybettik 6 çeyrek altını? Seçim sandığında, 3 Kasım günü kaybettiklerimizi kurulacak ilk sandıkta geri almaya hazır mıyız? Emekliler hazır mı? İşte bu kararlılık olursa her şey olur. Emekli de hakkını alır, emekçi de hakkını alır. İki husus var. Bir, en düşük emekli maaşı eskiden ortalama emekli maaşının yarısıydı. Bugün ortalama emekli maaşı 23 bin lira. Yani bütün emeklilere söylüyorum. AK Parti sizi boş bir kutu kola kutusu gibi ezip en aşağıya yaklaştırmış. Eskiden ortalama emekli maaşı en düşüğün iki katına yakın veya en azından yüzde 50’siydi. Yani 20 ise 30 iken, 23’e gelmiş. Herkes en aşağıda birleşmiş.”

“İŞÇİYE DE PATRONA DA ZARAR VERMEYECEK MODEL GELİŞTİRDİK”

“İkinci husus, asgari ücret. 28 bin lira asgari ücret. Öyle berbat bir ülkede, öyle zor şartlardayız ki asgari ücret alan için çok düşük, veren için yüksek kalıyor. Sebep? Devlet aradaki sorumluluğunu unutuyor. Biz asgari ücret için 39 bin lira derken aradaki 11 bin liralık farkın küçük esnaf ve KOBİ’ler için, ayrıca tekstil gibi kritik sektörler için devletin yapacağı sosyal güvenlik primi desteklemesiyle karşılanmasını önermiştik. Yani KOBİ’de çalışırken işçi ‘Ya 28 değil 39 bin lira alacağım ama patron bunu veremez, batar’ diye düşünmeyecek. Orada devlet aldığı sosyal güvenlik primi farkından fedakarlık edecek, destekleme yapacak. Böylece asgari ücret alan için 39 bin lira olurken veren için 28 bin liralık yükte olacak. Bunu yapmazsanız; çalışanla, KOBİ’yi ya da çalışanla küçük esnafı birbiriyle menfaatleri çelişiyor gibi gösterirseniz bu işte işbilmemezliktir, liyakatsizliktir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem Merkez Yönetim Kurulu’nda, hem Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde birbirinden kıymetli 11 ekonomistten oluşan Ekonomi Eşgüdüm Konseyi İran savaşı çıktığında nasıl ÖTV’de eşeli mobil önerip de nasıl büyük şoku hiç olmazsa durduracak öneriyi yaptı ise burada da KOBİ’yi kollayarak, asgari ücretteki artışın yüksek maliyet olarak dönmesini engelleyerek, işçiye de patrona da zarar vermeyecek bir model geliştirdiler.”

“ÇALIŞKAN BABANIN ÇARÇUR EDEN EVLADI GİBİ SATTILAR”

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin en temel yaklaşımı doğru bir kalkınma hamlesidir. Biz bu ülkeyi 100 yıl önce işgalden kurtardık ama ardından büyük bir kalkınma hamlesi başlattık. Atatürk’ün daha sonra marşa geçen ‘10 yılda 15 milyon her yaştan genç’ dediği de budur. Eğitimle her yaştan genç yaratmaktır. Demir ağlarla örmektir. Sata sata bitiremedikleri, en iyi örneklerinden biri Kardemir olan ama Türkiye’de Sümerbanklardan başlayın da ta Türkiye’nin o günden bugüne yapılmış bütün KİT yatırımlarına… Yüzde 89’unu bunlar özelleştirdi, özelleştirme parasını da faizcilere kaptırdılar. Yani iyi bir dedenin, çalışkan bir babanın bıraktığını birkaç yılda çarçur eden hayırsız evlat gibi Cumhuriyet’in bütün kazanımlarını; şeker fabrikalarıyla, Sümerbank’ıyla, basma fabrikalarıyla, özelleştirdikleri limanlarıyla, petrol işleme üniteleri ve rafineleriyle, maalesef Türk Telekom’uyla, hepsini berbat ettiler. Şimdi yeni bir kalkınma hamlesi gelecek. Hem kadın istihdamını arttıran mor dönüşümle, hem de dünyanın yürüdüğü, desteklediği yeşil dönüşüm ve yeşil ekonomiyle. Yüksek katma değerli ürünlerin üretimiyle, doğru stratejilerle hem ülke birlikte kalkacak ama kazanırken de doğru bir vergi sistemiyle vergi tabana değil, tavana, refah tavana değil tabana yayılacak. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetim anlayışı budur. Dünyadaki sol ve sosyal demokrat şimdi ülkelerindeki emeklilerin, emekçilerin yüzünü güldüren akrabalarımız ne yaptıysa, neyi başardıysa onu başaracağız. 100 yıl önce nasıl yola çıktıysa, nasıl ‘Çiftçi milletin efendisidir’ dediysek, nasıl emeğin en yüce değer olduğunu kabul ettiysek, nasıl herkesin karnını doyurduk, hastalıkları bitirip istihdamı yarattıysak 100 yıl sonra aynı mucizeyi bir kez daha hep birlikte başaracağız.”

“MUTLAKA DOĞRU BİR ORANLA ARA ZAM YAPILMALIDIR”

“Bugün Türkiye’de işsizlikte, yoksullukta, enflasyonda, faizde ve gelir adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Bu utanç verici bir tablodur. Üç tarafı dünyanın en güzel denizleriyle çevrili, toprağın altı ve üstü değerli iken genç nüfusuyla, turizmiyle, tarihiyle, bulunduğu lojistik avantajlarla, jeopolitik üstünlüklerle Avrupa’da Almanya’nın, Fransa’nın rakibi olacak bir ekonomi olacakken bütün Avrupa’nın gerisine düşmek asla ve asla kabul edilemez. Bu artık beceriksizlikten ötedir, bu kötü niyettir. Bu Anadolu’nun, Trakya’nın evlatlarını sömürüye açmak, topraklarını talana açmaktır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak toprağın da ülkenin de emeğin de değerini bilen, insanlığı seven bir anlayışla bir kez daha bu milleti ayağa kaldırmaya geliyoruz. Üç ayda yüzde 10 enflasyon olmuş. Altı ayda bir yıllık hedefler tarumar olacak. Bir yandan mazota zam, elektriğe zam, doğalgaza zam, ekmeğe zam, ete zam, meyveye zam. Öbür tarafta maaşlar olduğu yerde duracak. Buradan bütün emeklilere de bütün emekçilere de sesleniyorum. Mutlaka ve mutlaka gerçek enflasyon rakamları hesaplanarak doğru bir zamla ara zam yapılmalıdır. Aksi takdirde bütün emeklilerin, bütün emekçilerin ayağa kalkması ve bu meydanları, bu sokakları bu iktidara dar etmesi gerekmektedir. Var mısınız? O zaman şunu söyleyelim. Bu maaşlarla geçim olur mu? Geçim yoksa seçim var. Onun için AK Parti’den ne maaşa zam istiyoruz, ne iyileştirme istiyoruz. Hepsini kendi kendimize yapmak için biz artık seçim istiyoruz, sandık istiyoruz.”

“KARABÜK’TE BU KALABALIĞI GÖRDÜK YA OLMUŞ BU İŞ”

“Karabük’te gelip de meydana sığmayacak da böyle aşağılara kadar uzanacak bir kalabalığı gördük ya olmuş bu iş. Yer kalmamış, o ta arkadan bakanlar var. Meydanda buluşamadık sandıkta buluşacak mıyız? Helal olsun hepinize. Bu meydan çok kıymetli ama meydana giremeyen, girip de aramadan geçmeyen ama bu meydana kulak vermeden de edemeyen, uzaktan dinleyenler var. Onlara sesleniyorum. Elbette gençler diyor ki ‘Gün gelecek devran dönecek, AKP halka hesap verecek.’ Bunu duyup da AKP’ye, MHP’ye daha önce oy vermiş kimse şöyle düşünmesin. ‘Eyvah Cumhuriyet Halk Partisi gelirse bizden hesap soracak.’ Vallahi biz köyümüzde, beldemizde, ilçemizde, düğünü AK Partililerle ve MHP’lilerle bir yapıyoruz, cenazeyi birlikte kaldırıyoruz. Biz bu ülkeyi ayrıştıran, bölen değil; birleştiren Türkiye’nin kurucu iradesiyiz. Bundan önce kimseyi verdiği oydan, üye olduğu partiden sorumlu tutmayız. Devr-i sabık yaratmayız. Ama darbeciler var, milletten seçimi kaçırmaya çalışanlar var. Ailelere, çocuklara el uzatanlar, her akşam televizyonda yayınlansın diye haysiyet cellatlığıyla yalan haberler yapanlar, iftira atanlar var. Korkacaksa onlar korksun, milletimizin için rahat olsun. Kutuplaştırmaya değil, kucaklaştırmaya geliyor Cumhuriyet Halk Partisi. Deniz diyor ki ‘Buradan ilan ediyoruz. Ekrem İmamoğlu’nu oradan çıkaracağız, onu Cumhurbaşkanı yapacağız.’ Doğru mu? O zaman Deniz sen başlat. ‘Cumhurbaşkanı İmamoğlu.’ Adına kurban olduğum Deniz’e bir alkış yapın bakalım. Ben bu Denizlere dayanamıyorum, İsmetlere dayanamıyorum, Mustafalara dayanamıyorum, Kemallere dayanamıyorum. Adına kurban olduklarım.”

“FİLİSTİN’DE AÇIKLAMANIN SAHİBİ OLARAK SUSUYORLAR”

“Değerli Karabüklüler, dün yine hepimizi kahreden, canını sıkan, hırslandıran bir şey yaşandı. Dış politikada ilkesiz, ekonomide beceriksiz, hukukta adaletsiz, yönetimde liyakatsiz bu iktidar, gitti bir masaya oturdu biliyorsunuz. Gazze’de soykırım yapıyor Netanyahu, İsrail. Bunu biz kınıyoruz ama Netanyahu’ya Trump ‘Kahramanım’ diyor. ‘Savaş kahramanı kendisi’ diyor. Erdoğan da zaman zaman ağız ucuyla Netanyahu’ya bir şey söylüyor ama Trump’a ağzını açıp bir şey söylemiyor. Geçtiğimiz günlerde Gazze’ye yardım taşıyan küresel Sumud Filosu’na yine bir saldırı oldu, 20’si Türk, 175 kişiyi gözaltına aldı İsrail askerleri. Erdoğan bununla ilgili bir cümle kurmadı. Niye kurmadı? Çünkü Trump ve Netanyahu yönetimi ile sözde Gazze Barış Masasında oturuyor. Ve Sumud Filosu’na yapılan saldırıyı değil; Gazze Barış Kurulu, bu kurulu biliyorsunuz değil mi? Trump şöyle dedi ya, ‘Gazze’yi gördüm, güzelmiş. Orada Filistinliler’e yer yok. Onları etraftaki beş ülkeye yollayacağım. Oraya oteller, kasinolar yapacağım. Önünde de -Doğu Akdeniz’i diyor- petrol varmış, doğal gaz varmış. Onları da istiyorum’ diyor. Bu söylediklerini çizdi. Böyle büyük oteller, kasinolar, lüks yerler ve oraya bir plan yaptı. Bu planı yayınladı ve Gazze Barış Kurulu diye bir şey kurdu. Dünyanın aklı başında, demokratik hiçbir lideri oraya gitmezken, örneğin dostumuz, canımız, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez başta olmak üzere. Bizimkiler koşa koşa gitti, oturdu. Biz dedik ki, ‘Ya Filistin’in olmadığı masada ne işiniz var?’ ‘İsrail de yok’ dediler. İki gün kala Trump bir oldu bitti ile İsrail’i de oturttu. Bizim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan son toplantıda İsrail Dışişleri Bakanı’yla ve Trump’ın adamlarıyla birlikte orada oturdu. Gazze’yi işgal masasında. İşte o Gazze Barış Kurulu, Sumud Filosu’na saldırı yapıldı ya, saldırıya bir şey demiyor. Filodaki insanlara ‘Gösteriş yapıyorsunuz’ diyor. Destek paylaşımlarına ‘İğrenç paylaşımlar’ diyor. Bu açıklama Gazze Barış Kurulu adına yapılıyor ve o kurulda bulunduğu için bu açıklamanın altında Türkiye’nin de, Erdoğan’ın da, Hakan Fidan'ın da imzası var. Biz açıklamayı kınıyoruz, bunlar açıklamanın sahibi olarak susuyorlar. Buradan Erdoğan’ı bir kez daha uyarıyorum. Artık Trump’tan korkma, Allah’tan kork. Allah’tan kork. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, üçüncü Genel Başkanımız Bülent Ecevit nasıl Yaser Arafat’ın dimdik arkasında durduysa, biz de Filistin’in öyle arkasında duruyoruz. Biz Altıncı Filo geldiğinde ona karşı selam duranların, ona doğru namaz kılanların değil; onu denize döken Deniz Gezmiş’lerin tarafındayız. Buradan bir kez de Karabük’ten söyleyeyim. Amerika’nın Dışişleri Bakanı Erdoğan için ‘Trump’la 5 dakika görüşmek için yalvarıyor’ dedi. Türkiye’deki Amerikan Büyükelçisi Tom Barrack dünya kadar saçma sapan laf etti ama ‘Trump akıllı adam, Erdoğan’a onda olmayan meşruiyeti veriyor, her şeyi alacak’ dedi. Biliyorsunuz, uçak siparişini aldılar 250 tane. Pahalı LNG siparişini yani pahalı sıvılaştırılmış doğalgazı Türkiye’ye sattılar. Türkiye’den çeşit çeşit taviz aldılar, en çok da kıymetli, nadir toprak elementleri için Erdoğan’la anlaşmayı yaptılar. Hemen üstüne gittik, Eskişehir’de toprak elementleri, kıymetli toprak elementleri, nadir toprak elementleri için protesto mitingini yaptık, buna izin vermeyeceğimizi söyledik. Barrack diyor ki, Erdoğan’da meşruiyet yok, yani Türkiye’de desteği kalmadı ona destek verip ondan her şeyi alıyor Trump, akıllı adam’ diyor. Geçen gün de çıkıp dediler ki, onlara göre dünyada hangi ülkeyi kimin yöneteceğini artık Amerika kararı veriyor. Venezuela’da yaptılar, Suriye’de yaptılar, Irak’ta denediler, çamura saplandılar. Şimdi Türkiye’de seçim gelecek, Erdoğan gidecek diye tutuyor diyor ki ‘Buralarda demokrasi işlemiyor’ diyor, ‘Bu topraklarda en iyisi meşrutiyet’ diyor. ‘Tek adam yönetimleri’ diyor, ‘Demokrasiyi denedik, buralarda olmuyor’ diyor. Buradan bir kez daha söylüyorum. Barrack’a söylüyorum, Trump’a söylüyorum: Bu topraklar o sizin bildiğiniz topraklar değil. Bu evlatlar o sizin bildiğiniz korkaklardan değil. Denemesi bedava, asla teslim olmayız. Yaşasın demokrasi, kahrolsun Amerika’nın emperyalizmi. Öyle Trump’ın Barrack’ın askerlerini uçak gemilerine doldurup getirmekle olmaz, bak o askeri görünce Karabük’ten sesleniyor Mustafa Kemal’in askerleri. ”

“TARİHİN EN BÜYÜK SEÇİM ZAFERİNE HAZIR MIYIZ?”

“Şimdi bir şey soracağım. Çok iyi çok hoş da bu Karabük’te bitmeyen miting mi yapacağız? Kimse ayrılmıyor. Gitgide artıyor. Yan taraflar, pasajın içi doldu. Çek şu pasajın içini çek, çek. Pasajın içi de doldu. Ama her güzel şeyin bir sonu var. Yine geleceğiz. Yine bir kez şunun sözünü alayım. Bundan sonra kendi kaderinize boyun eğmemek için ve kendi geleceğinize sahip çıkmak için ne zaman nereye çağrılırsanız gelmeye hazır mısınız? Türkiye’yi 100 yıl sonra bir kez daha kurtarmak için hep beraber çalışacağız. Pazartesi günü, yarın 81 ilde 973 ilçede sokağa çıkıyoruz, meydana çıkıyoruz, köylere, kahvelere, kapı kapı evlere, fabrikalara ve tüm vatan sathına yayılıyoruz. Çalışmaya hazır mısınız? Tarihin en uzun ve en kalabalık seçim kampanyasındayız. Yerinizi almaya hazır mısınız? Kapı kapı gezecek miyiz? Ekrem Başkan’ın yerine çalışacak mıyız? Partimizin iktidarı için çalışacak mıyız? Türkiye İttifakı için çalışacak mıyız? Kimseyi geride bırakmadan sıkılmamış tek el çalınmamış da kapı bırakmadan tarihin en büyük seçim zaferine hazır mıyız? Birlikte miyiz? Birlikte yürüyecek miyiz? O zaman yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar, yürüyelim.”


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum