Kayıp 120.000 Yıl Nedir? Tarih, çoğu zaman başlangıçlarını seçerek anlatılır. Bugün insanlık tarihi anlatılırken, Ama bu ilerleme bile, Çünkü modern insanın ortaya çıkışı, Peki bu süre zarfında ne oldu? Bu soru çoğu zaman şu gerekçeyle geçiştirilir: Oysa yazının yokluğu, İnsan, yazıdan önce de düşünüyordu. Bu izler; Bu çalışma, Dil, yazıyla başlamaz. İnsan önce sesi keşfetti. Damga ise, Bu nedenle yazı, “Kayıp 120.000 Yıl” ifadesi, Aksine, Modern bilim, Oysa sessizlik, Bu kitap, Her dil, Dil, yalnızca kelimelerden oluşmaz; Bu yönüyle dil, Türkçenin kök–ek sistemi, Bu nedenle Türkçe, Bu kitap, Bu kitap, Taş üzerinden, Ve şu soruyu merkeze alır: Yazıdan önceki insan sustu mu, Bilimsel Veriler, Tarihsel Sessizlik** Modern antropoloji ve genetik çalışmalar, Bu veriler ışığında, Yaklaşık 120.000 yıllık bir dönem ise, Oysa bu süre, Bu nedenle bu dönem “ilkel” değil; Yazının yokluğu, Bu yaklaşım, Oysa insan, Bu izler; mağara resimleriyle, taş dizilimleriyle, yön veren işaretlerle, tekrar eden sembollerle Sorun, bu izlerin varlığı değil; Damga, belleğin formudur; Bu üç unsur birbirinden koparıldığında, Damga, Bu nedenle damga, Bu bütünlük göz ardı edildiğinde, Anadolu, İklimsel olarak, Bu durum, Göbeklitepe ve Karahantepe, “Kayıp 120.000 Yıl”, Bu dönem, Bu kitap,1. BÖLÜM
Tarihin Sustukları, Dilin Hatırladıkları**
Ancak her seçilmiş başlangıç,
aynı zamanda görmezden gelinen bir öncesi de beraberinde getirir.
tarım devrimiyle başlatılan bir çizgi hâkimdir.
Göbeklitepe bu çizgiyi geri çekmiş,
tarihi on iki bin yıl öncesine taşımıştır.
insanlık belleğinde hâlâ devasa bir boşluk bırakır.
bilimsel verilere göre en az 120.000 yıl öncesine uzanmaktadır.
“Yazı yoktu.”
düşüncenin, dilin ve belleğin yokluğu anlamına gelmez.
Konuşuyor, ayırt ediyor, anlam yüklüyordu.
Ve en önemlisi:
iz bırakıyordu.
mağara duvarlarında,
taş yüzeylerinde,
yön veren işaretlerde,
tekrarlanan sembollerde
karşımıza çıkar.
o izleri “ilkel süsleme” olarak değil;
belleğin erken biçimleri olarak ele alır.1.1 Yazıdan Önce Dil Vardı
Yazı, dilin yalnızca bir taşıyıcısıdır.
Sesle anlam kurdu.
Sonra o anlamı işarete bağladı.
İşaret zamanla damgaya dönüştü.
ses–anlam–hafıza üçlüsünün
taş üzerindeki ilk düzenli ifadesidir.
bir icat değil;
uzun bir zihinsel evrimin sonucudur.1.2 Kayıp Olan Zaman Değil, Okuma Biçimidir
insanlığın var olmadığı bir dönem anlamına gelmez.
okuyamadığımız bir dönemi işaret eder.
yazıyı tek ölçüt kabul ettiği için
bu uzun zamanı
“sessiz” saymıştır.
çoğu zaman dinlememekten kaynaklanır.
taşı, işareti, yönü ve dili
birlikte okuyarak
o sessiz sayılan dönemin
konuşabilir olduğunu savunur.1.3 Dil = Düşünce Algoritması
bir düşünme biçimi üretir.
mantık,
sıralama,
ilişkilendirme
ve türetme içerir.
bir tür doğal algoritmadır.
bu algoritmik yapıyı en açık biçimde gösteren dillerden biridir.
sadece tarihsel bir dil değil;
okunabilir bir zihinsel modeldir.1.4 Bu Kitabın İddiası
“Kayıp 120.000 Yıl”ı
yeniden yazma iddiasında değildir.
o dönemi
yeniden okumayı teklif eder.
damga üzerinden,
dil üzerinden.
yoksa biz mi dinlemeyi unuttuk?
1.5 Neden 120.000 Yıl?
Homo sapiens’in ortaya çıkışını
yaklaşık 200.000 yıl öncesine tarihler.
bugün “tarih” dediğimiz anlatı,
insanlığın yalnızca son %5’lik bölümünü kapsamaktadır.
yazı öncesi olduğu gerekçesiyle
tarih anlatısının dışında bırakılmıştır.
insanın dil geliştirdiği,
topluluklar oluşturduğu,
doğayla ilişkisini düzenlediği
ve anlam üretmeye başladığı
en kritik evredir.
aksine kurucu bir dönemdir.1.6 Sessiz Dönem Yanılgısı
uzun süre “sessizlik” olarak yorumlanmıştır.
tarihi yalnızca belgelerle okuyan
dar bir bakışın ürünüdür.
yazıdan önce de
iz bırakıyordu.
kendini göstermektedir.
okuma yönteminin eksikliğidir.1.7 Damga, Bellek, Dil: Üçlü Bütünlük
bellek, dilin özüdür;
dil ise insanın varlık nedenidir.
ne taş anlaşılabilir,
ne dil çözülebilir,
ne de insanlık tarihi bütünlüklü okunabilir.
ilk kez sesin
kalıcı hâle gelme çabasıdır.
bir süsleme değil;
anlam taşıyıcısıdır.
taş yalnızca taş olur;
oysa doğru bakıldığında,
taş konuşur.1.8 Anadolu’nun Özel Konumu
yalnızca bir geçiş coğrafyası değildir.
Buzul Çağı boyunca
sığınak (refugia) niteliği taşımış;
insan topluluklarının
kesintisiz varlık gösterebildiği
nadir bölgelerden biri olmuştur.
Anadolu’yu yalnızca yerleşim alanı değil;
bellek taşıyıcısı hâline getirmiştir.
bu belleğin görünen uçlarıdır.
Görünmeyen kısım ise
çok daha eskidir.1.9 Bu Bölümün Sonuç Cümlesi
insanlığın sustuğu bir dönem değildir.
bizim dinlemeyi bilmediğimiz bir zaman dilimidir.
o sessiz sayılan dönemi
taşla, damgayla ve dille
yeniden konuşturma girişimidir.
TÜRKÇENİN SESSİZ ÇIĞLIĞI SERİ 3 ANLAMIN DOĞUŞU KİTABINDAN YAŞAR KABA


FACEBOOK YORUMLAR