Yaşar KABA

Yaşar KABA

[email protected]

Avrasya'nın Uykusu: Köklerine İhanet Eden Coğrafya

14 Ocak 2026 - 22:37

Üç bin yıllık tarihsel birikime sahip uygarlık havzalarının, 21. yüzyılda kendi aklını ve çözüm üretme kapasitesini kaybetmiş görüntüsü, yalnızca İran’ın değil, bütün Avrasya’nın üzerinde düşünmesi gereken ağır bir tablodur. Kadim medeniyetler, geçmişin ihtişamıyla değil; çağın sorunlarına üretebildikleri akılla ayakta kalır.

Bugün İran, bir yanda dogmatik inanç kalıplarıyla beslenen ideolojik katılık, diğer yanda küresel güçlerin sürekli baskı ve yönlendirmeleri arasında sıkışmış durumdadır. Bu sıkışmışlık yalnızca siyasal bir kriz değildir; zihinsel ve kurumsal bir tıkanmadır. Akıl üretmeyen toplumlar çözüm üretemez, çözüm üretemeyen toplumlar ise başkalarının senaryolarına mahkûm olur.

Oysa tarih bize bu kısır döngünün nasıl kırılabileceğini Anadolu’da göstermiştir. Mustafa Kemal Atatürk, yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden, dogmanın yerine aklı, hurafenin yerine bilimi, teslimiyetin yerine yurttaş bilincini koyarak çağdaş bir ulus inşa etmeyi başarmıştır. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü bir slogan değil; devlet aklının pusulasıdır.

Atatürk’ün hedefi açıktır: Türk milletini çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarmak. Eğitimden hukuka, kültürden sanayiye, kadından yurttaşlığa uzanan devrimler, bağımsız bir toplum yaratma iradesinin ürünüdür. Bu model yalnızca Türkiye için değil, bütün bölge halkları için evrensel bir çıkış yoludur.

Ne var ki Avrasya’daki birçok ülke bu büyük Anadolu Devrimleri’ni bilinçli biçimde görmezden gelmiştir. Bu tercihin bedeli, karanlık içinde debelenen toplumlar olmuştur. Daha da vahimi, bu körlük kendi tarihsel köklerine karşı açık bir ihanete dönüşmüştür. Çünkü Anadolu Devrimleri, Doğu’nun kendi içinden ürettiği en sahici modernleşme deneyimidir.

Ancak acı bir gerçek daha vardır: Bugün Türkiye’nin yönetim pratiği de bu devrimci akıl çizgisinden ciddi biçimde uzaklaşmış görünmektedir. Bilimin kamusal alandan geri çekilmesi, eğitim sisteminin istikrarsızlaştırılması, kurumların liyakat yerine sadakatle yönetilmesi, toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi; çağdaş uygarlık hedefiyle çelişen alarm verici göstergelerdir.

Bu tablo, yalnızca bir iktidar meselesi değildir; bir yönetim zihniyeti problemidir. Devlet aklı, ideolojik reflekslerle değil; bilimsel planlama, hukuki güvence ve toplumsal uzlaşmayla yürütülür. Aksi halde tarihsel kazanımlar sessizce aşınır.

Avrasya bugün yalnızca jeopolitik değil, aynı zamanda zihinsel bir kuşatma altındadır. Enerji hatları, dijital manipülasyonlar, kültürel çözülmeler ve kimlik çatışmaları, ortak bilinci zayıflatmaktadır. Bu nedenle güçlü bir toplumsal refleks artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Toplumsal refleks; slogan üretmek değil, akıl üretmektir. Hafızasını diri tutan, eleştirel düşünceyi koruyan, yurttaşlık bilincini güçlendiren toplumlar dış müdahalelere karşı direnç kazanır. Anadolu Devrimleri’nin özü tam da budur.

Bugün hem bölge ülkeleri hem de Türkiye için temel soru şudur:
Kendi aklımızla mı yürüyeceğiz, yoksa başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olmaya devam mı edeceğiz?

Tarih, aklını teslim eden toplumları değil; aklını inşa edenleri yazar.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum