Yaşar Kaba – Özel Analiz / Kültür & Tarih
Türk milleti, tarih sahnesine her çıktığında yalnız kılıçla yürümemiştir. Aynı zamanda sözüyle, öğüdüyle, bilinciyle de yürümüştür. Bundan tam 1200 yıl önce Orhun Yazıtları’na kazınan uyarılar, bugün Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile aynı tarihsel damardan konuşur. Aradaki yüzyıllar değişmiştir; fakat tehdidin biçimi, gafletin yüzü ve milletin karşı karşıya kaldığı tehlike neredeyse aynıdır.
BİR ÇÖKÜŞÜN TAŞA KAZINMIŞ TANIKLIĞI
8. yüzyılda Bilge Kağan ve Tonyukuk, Orhun’da şunu yazdırıyordu:
> “Türk milleti, tok iken açlığı düşünmedin; aç iken tokluğu…”
Bu söz, yalnız o günün değil, tarihin her döneminin özeti gibidir. Devlet gücünü kaybetmiş, beyler yozlaşmış, millet kendi özünden uzaklaştırılmıştı. Kağan, milleti içten çökerten gafleti ve dıştan kuşatan düşmanı aynı anda işaret ediyordu. En önemlisi de şunu söylüyordu:
“Bu sözlerimi taşa yazdım. Sonsuza kadar kalsın diye…”
Yani mesaj yalnız kendi çağlarına değil, gelecek yüzyıllara bırakılmıştı.
1200 YILLIK TARİHSEL DÖNGÜ
Orhun’dan sonra Türk tarihi;
Yükselişler, imparatorluklar, dağılmalar, işgaller ve kültürel kopuşlarla şekillendi. Selçuklu, Osmanlı, Timur, Cengiz Han, Altın Orda… Devlet kuruldu, devlet çöktü. Ancak milletin bilinçle buluşması sürekli kesintiye uğradı.
19. yüzyılın sonuna gelindiğinde tablo yeniden Orhun’daki karanlığa benziyordu:
Topraklar işgal altındaydı, halk yoksuldu, okur-yazarlık oranı yüzde 3’e düşmüştü, devlet çökmüş, ordu dağıtılmış, millet umutsuzluğa itilmişti.
Tıpkı 8. yüzyıldaki gibi:
İçte yozlaşma,
Dışta kuşatma,
Umutsuzluk,
Kimlik kaybı…
BU KEZ TAŞA DEĞİL, GENÇLİĞE YAZILDI
Ve bu karanlığın içinden Mustafa Kemal Atatürk çıktı. Tıpkı Bilge Kağan gibi, o da tarihin en kritik anında millete seslendi. Ancak bu kez mesaj taşa değil, doğrudan gençliğe yazıldı:
> “Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen…”
Bu bir nasihat değil, tarihsel bir vasiyettir. Gençliğe Hitabe, tıpkı Orhun Yazıtları gibi:
Devleti içeriden çökertmeye çalışanları anlatır,
Dış işgali tarif eder,
Gaflet ve ihanet ihtimalini açıkça söyler,
Ve son cümlede millete yine aynı görevi verir:
“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
Bu ifade, Orhun’daki “Türk milletinin töresi”nin Cumhuriyet çağındaki karşılığıdır.
SÖZ AYNI, DÜŞMAN AYNI, İMTİHAN AYNI
Arada 1200 yıl vardır ama:
Tehdit aynıdır,
Gaflet aynıdır,
Direniş ruhu aynıdır.
Orhun’da devlet çökerken millet uyarılmıştır.
1920’de devlet çökmüşken millet yeniden uyarılmıştır.
Biri “taşa yazmıştır”,
Diğeri “tarihe ve gençliğe…”
SONUÇ: TARİH TEKERRÜR ETMİYOR, HATIRLATIYOR
Orhun Yazıtları ile Gençliğe Hitabe arasında kesintisiz bir bilinç hattı vardır. Bu hat şunu söyler:
Bir millet, hafızasını kaybettiği anda yıkılır.
Hafızasını hatırladığı anda yeniden doğar.
Bugün asıl mesele şudur: Biz Orhun’u ve Gençliğe Hitabe’yi gerçekten okuyor muyuz,
yoksa yalnızca ezberliyor muyuz?
Çünkü tarih bize şunu açıkça gösteriyor: Uyarılar unutulduğunda çöküş başlar.
Uyarılar hatırlandığında diriliş başlar.


FACEBOOK YORUMLAR