TARIM VE GIDA SİSTEMLERİNDEKİ RİSKLER İŞ DÜNYASININ AJANDASINI YENİDEN ŞEKİLLENDİRİYOR
Tarım ve gıda sistemleri, artan iklim ve su riski nedeniyle kırılgan hale gelirken, iş dünyası ise bu riskleri yönetmede finansman, veri ve uygulama ölçeği açısından önemli bir dönüşüm ihtiyacıyla karşı karşıya. Şirketlerin yüzde 69’u su yönetimiyle ilgili hedef belirlemiş olsa da uygulamaları sadece fabrikanın iç operasyonlarıyla sınırlı kalıyor.
SKD Türkiye’nin COP31 hazırlıkları kapsamındaki üçüncü webinar oturumu, bu sorun alanlarına odaklanarak, risklerin daha doğru ölçülmesi, havza bazlı yaklaşımların güçlendirilmesi ve entegrasyonun hızlandırılması için çözüm yollarını gündeme taşıdı.
Türkiye’nin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlandığı bu dönemde, iklim krizinin tarım ve gıda sistemleri üzerindeki etkisi kritik bir başlık haline geldi. Kuraklık, ekosistem kaybı ve su döngüsündeki bozulmalar, tarım ve gıda sistemlerini etkileyen önemli riskler arasında yer alıyor. Bu nedenle tarım ve gıda sistemleri dönüşüm ihtiyacı en yüksek sektörler arasında bulunurken, iklim müzakerelerinin, finansal sistemin ve ticaret politikalarının da merkezinde yer alıyor.
Gıdadan perakendeye, tekstilden kimyaya kadar pek çok sektörün hammaddesini doğrudan ya da dolaylı olarak tarımdan elde etmesi, iş dünyasının da bu dönüşüme hazırlanmasını zorunlu kılıyor. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği’nin (SKD Türkiye) COP31 hazırlıkları kapsamında 109 üye şirketiyle gerçekleştirdiği araştırma, iş dünyasının risklerin farkında olduğunu ancak bu farkındalığın sahaya tam anlamıyla henüz yansımadığını ortaya koyuyor.
Sahiplenme Güçlü, Uygulamaysa Gelişim Aşamasında
Şirketlerin yüzde 68’inden fazlası sürdürülebilirliği yönetim kurulu seviyesinde sahiplenmiş olsa da bu kararlılığı finanse edecek özel bir sürdürülebilirlik bütçesi olan şirketlerin oranı yüzde 33’te kalıyor. Bu finansal boşluk gıda güvenliğinin temel taşı olan su yönetimini de doğrudan etkiliyor. Şirketlerin yüzde 69’u su hedefi belirlemiş olsa da bu hedeflerin çoğu sadece fabrikanın iç operasyonlarıyla sınırlı kalıyor. Asıl çözüm olan havza bazlı, bütüncül bir yaklaşıma dönüşemiyor.
En büyük kırılma noktası ise tarımın ana merkezi olan tedarik zincirinde yaşanıyor. Şirketler genellikle sadece kendi kontrollerindeki emisyonlara odaklanırken, gıda sistemlerinin asıl risk yükünü taşıyan Scope 3 (tedarik zinciri) alanı veri toplama zorluğu ve sınırlı dijitalleşme yatırımları nedeniyle hala şeffaf bir şekilde yönetilemiyor. Özetle iş dünyası yüzde 66’lık bir oranla yeşil yetkinlik dönüşümünü en kritik ihtiyaç olarak görse de tarım ve gıda sistemlerinde dönüşümü doğru veri, finansman ve iş birlikleriyle hızlandırması gerekiyor.
Dayanıklılık İçin Ortak Çözümler Geliştirilmesi Gerekiyor
SKD Türkiye bu konuyu gündeme taşıyarak, COP31 Webinar Serisi’nin üçüncü oturumunu 21 Nisan’da “Tarım ve Gıda Güvenliği: Dayanıklılık, Verimlilik ve Doğa Pozitif Ekonomi” temasıyla gerçekleştirdi. Webinar’da doğayla iklim arasındaki güçlü ilişki, tarım ve gıda sistemlerinde artan riskler ve ekosistem kaybının üretim süreçleri üzerindeki etkileri kapsamlı şekilde ele alındı. Toprak sağlığının üretim maliyetleri ve dayanıklılık üzerindeki etkileri değerlendirilirken, iş dünyasından iyi uygulama örnekleri de katılımcılarla paylaşıldı.
Programın açılış konuşması SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Duygu Yılmaz tarafından gerçekleştirildi. Konuk konuşmacı olan BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, küresel gıda sistemlerine ilişkin güncel değerlendirmelerini katılımcılarla paylaştı. Açılış konuşmalarının ardından düzenlenen panelin moderatörlüğünü SKD Türkiye Genel Sekreteri Konca Çalkıvik üstlenirken, panelde iş dünyasından farklı sektör temsilcileri şirketlerinde hayata geçirilen uygulamaları ve dönüşüm deneyimlerini aktardı.
“Tarım ve gıda sistemlerinde dönüşüm iş dünyasının ortak sorumluluğu”
SKD Türkiye Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Duygu Yılmaz, yaptığı konuşmada şu değerlendirmede bulundu: “Tarım ve gıda sistemleri iklim değişikliğinin etkilerine en açık, aynı zamanda da iklim değişikliğiyle mücadelede en güçlü çözüm alanlarını oluşturan sektörler. Bu nedenle bu sistemlerin dönüşümü yalnızca sektörel bir tercih değil, iklim hedeflerine ulaşmanın, doğa kaybını tersine çevirmenin ve gıda güvenliğini sağlamanın temel koşulu haline geldi. Artan nüfusu beslemek zorunda olduğumuz bir dünyada, bunu daha fazla kaynak kullanarak değil, daha az kaynakla, daha dirençli ve doğayla uyumlu üretim modelleriyle başarmalıyız. Bu dönüşümün başarısı ise tedarik zincirlerini şekillendiren, gerekli yatırımı yönlendiren ve dönüşümü ölçeklendiren iş dünyasının iyi uygulama örneklerine bağlı olacak. SKD Türkiye olarak biz de bu dönüşümün hızlanması, yaygınlaşması ve somut sonuçlara dönüşmesi hedefiyle çalışmaya devam edeceğiz.”
Oturumun konuk konuşmacısı BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, konuşmasında şu mesajı verdi: “Birleşmiş Milletler raporlarına göre tarım sektörü, dünya genelinde tatlı su kullanımının yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor. Su stresi altındaki ülkeler arasında yer alan Türkiye’de ise bu oran daha da yüksek. 2026–2035 Ulusal Su Planı’na göre Türkiye’de kullanılan toplam suyun yüzde 79’u tarımsal sulamada kullanılıyor. Bu nedenle modern sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması, suyun bilinçli kullanılması ve çiftçilere gerekli altyapının sağlanması, gıda güvenliğinin temini açısından kritik önem taşıyor. Ayrıca çiftçilerin karbon düzenlemeleri ve karbon vergisi gibi yeni uygulamalara uyum sağlayabilmesi için desteklenmeleri gerekiyor. Doğa temelli çözümlerin yaygınlaşmasını tek bir aktörden beklemek gerçekçi değil; güçlü iş birlikleri ve sahada yürütülecek projelerle birlikte ilerlemek zorundayız. Bu süreçte iş dünyasının rolü son derece belirleyici. Tarımsal üretimde yer alan şirketlerin çiftçilerle yakın iş birliği içinde çalışması ve sözleşmeli tarım uygulamalarını yaygınlaştırması büyük önem taşıyor.
Oturum panelistlerinden Alarko Holding Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Direktörü Canan Coşkun, “Alarko Holding olarak ekonomik istikrar, iklim, teknoloji ve kadın istihdamı başlıklarının kesişim noktasında yer alan “modern tarımı” stratejik bir büyüme alanı olarak belirledik. Son 3 yıldır seracılık, niş gübre, tohum ıslahı ve kurutulmuş gıda alanlarında entegre bir model kuruyoruz. Seralarımızda topraksız, jeotermal enerjinin döngüsel kullanıldığı, yapay zekâ destekli tarım yapıyoruz. Su ve kaynak kullanımını minimize ediyor, atıklarımızı tekrar ekonomiye kazandırıyoruz. Zararlılarla biyolojik mücadele yapıyoruz. Kalıntısız ürünlerimizin %50’sini 33 ülkeye ihraç ediyoruz. Ayrıca bu iş kolumuzdaki %75 kadın oranı ve kadınlara sunduğumuz gelişim olanaklarıyla kapsayıcı kalkınmaya önemli bir katkı sağlıyoruz” ifadelerini kullandı.
İş Bankası Tarım Bankacılığı ve Pazarlama Birim Müdürü Hatice Erkiletlioğlu, “Günümüzde tarım sektöründe de finansman yaklaşımı hızla dönüşüyor. Bugün artık sadece üretimi değil, değer zincirinin tamamı ve sürdürülebilirlik finanse edilmeye başlanıyor. Tarımda finansmanın geleceğinin “ürün” odaklı yapıdan “model” bazlı bir yapıya evrilmesi söz konusu olabilecek. İklim riski, su verimliliği ve izlenebilirlik gibi başlıkların karar süreçlerinin merkezinde yer almaya başlayacağı öngörülüyor. Önümüzdeki dönemde tarım alanında veri temelli, teknolojiyle entegre finansman modellerinin belirleyici olması bekleniyor. Türkiye’nin tarım alanında güçlü bir liderlik potansiyeline sahip olduğunu, özellikle iklim-akıllı ve izlenebilir tarım uygulamalarında geniş bir hareket alanı bulunduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.
PepsiCo Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Sürdürülebilirlik Kıdemli Direktörü Esra İren ise şunları söyledi: “PepsiCo olarak Rejeneratif/ Yenileyici Tarım uygulamalarını ülkemizde hayata geçiren ilk şirketlerden biriyiz ve bundan büyük memnuniyet duyuyoruz. Yenileyici tarımı, yalnızca toprak sağlığını iyileştiren bir uygulama olarak değil; aynı zamanda iklim değişikliğine karşı daha dirençli, verimli ve sürdürülebilir bir üretim modelinin temel unsuru olarak görüyoruz. Türkiye gibi su stresi altındaki bir coğrafyada ise bu dönüşümün merkezinde su verimliliği yer alıyor. Bu doğrultuda, veri temelli tarım uygulamaları ve güçlü iş birlikleriyle hem su kaynaklarını koruyan hem de çiftçiyi güçlendiren bütüncül bir ekosistem inşa etmeye odaklanıyoruz. Çünkü geleceğin tarımı, doğayla uyum içinde şekillenecek.”
COP31 Webinar Serisi yeni konu başlıklarıyla devam edecek
COP31 Webinar Serisi, farklı sektörlerden temsilcileri bir araya getirerek Türkiye iş dünyasının iklim ve doğa dönüşümüne yönelik bilgi paylaşımını ve ortak kapasite gelişimini destekleyecek. Seri kapsamında enerji, sanayi, ulaşım, tarım, şehirler ve finansman gibi başlıklar COP31’in tematik eksenleriyle uyumlu şekilde ele alınacak; her oturumda hem teknik çerçeve hem de şirketlerin sahadaki uygulama deneyimleri paylaşılacak.
İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) Hakkında:
İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye), 2005 yılında 13 özel sektör temsilcisinin öncülüğünde kurulmuş ve sadece kurumsal üyelik kabul eden bir iş dünyası derneğidir. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi’nin (WBCSD - World Business Council for Sustainable Development) Türkiye’deki bölgesel ağı ve iş ortağı olan SKD Türkiye, bu iş birliğinin beraberinde getirdiği sürdürülebilirlik birikimini de çalışma grupları faaliyetleri aracılığıyla üyeleriyle ve çeşitli platformlarda paydaşlarıyla paylaşır. Halihazırda, SKD Türkiye çatısı altında, Türkiye’nin GSYH’nin %25’ini temsil eden ve 1,4 milyon kişiye istihdam sağlayan 14 ana sektör 45 alt sektörden 190 üye şirket bulunuyor.









FACEBOOK YORUMLAR