PROF. DR. ÜMİT ÖZDAĞ: "BU SÜREÇTEN TERÖRSÜZ TÜRKİYE DEĞİL TERÖRE TESLİM OLMUŞ TÜRKİYE ÇIKAR"

Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ, düzenlediği basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin açıklamalar yaptı.

PROF. DR. ÜMİT ÖZDAĞ: "BU SÜREÇTEN TERÖRSÜZ TÜRKİYE DEĞİL TERÖRE TESLİM OLMUŞ TÜRKİYE ÇIKAR"
28 Kasım 2025 - 18:38

Zafar Partisi  Genel Başkanı  yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Değerli yurttaşlarım, kıymetli basın mensupları, Zafer Partisi’nin haftalık Millet Toplantısına hoş geldiniz! Devletimizin bağımsızlığı ve ulusumuzun egemenliğine yönelik tehditler karşısında, vatanın her sokağını, caddesini, meydanını ‘milletin meclisi’ yaparız demiştik ve yapıyoruz.

PKK ve Öcalan ile ikinci kez müzakereler yoluyla milli-üniter-laik devletimiz, milli birliğimiz açıkça hedef alınmaya başlayınca, Zafer Partisi’nin seçkin kadrolarıyla memleketin her köşesini dolaşmaya ve Türk halkına Öcalan ile yapılan pazarlıklar konusunda gerçekleri anlatmaya başladık. Bundan ötürü 5 ay Silivri’de düşman ceza hukuku uygulanarak rehin tutuldum, tutsak edildim, ailemden, arkadaşlarımdan, partimden ve Türk Milleti’nden uzak tutulmaya çalışıldım. Bu tutsaklığı göğsümde bir şeref madalyası olarak taşıyorum ve tutsaklığı da aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin anısına bir saygı nöbeti olarak gördüm. İşte şimdi yine millet toplantısıyla milletimizin huzurundayız.

Dün ülkemizde yine düşman ceza hukuku uygulamasının devam ettiğini gösteren bir mahkeme kararı yaşandı. Aslında her şey anayasa mahkemesi kararlarının tanınmaması ile hükümet tarafından uygulanmaması ile başlamıştı. Anayasamızın bütün yurttaşların yasalar önünde eşit olduğuna dair 10. maddesinin yürürlükten kaldırıldığı bir Türkiye'de yaşıyoruz. Türkiye’yi Anayasal bir devlet olmaktan çıkartıp Anayasalı bir devlet haline getirdiler. İktidar artık kanunun kendisi, yargı da icra gücü haline geldi.

İşte yargının bağımsız olmadığının artık aşikâr olduğu bu ortam ve şartlarda, bugün akıllara ziyan bir şekilde suçlandığı Cumhurbaşkanına tehdit suçundan hüküm giyen Sayın Fatih Altaylı bütün teamüllerin dışına çıkılarak tahliye edilmedi. Fatih Altaylı’nın Cumhurbaşkanını tehdit etmediğini herkes ama herkes, sokaktaki çocuklar bile biliyor. Buna rağmen 4 sene 2 ay cezaya çarptırıldı. Çünkü bu ülkede muhalif isen ikinci sınıf vatandaş, Türkiye’nin zencisisin demektir. PKK’lı teröristlerin tahliye edildiği bir Türkiye’de Fatih Altaylı kaçma şüphesi ile tahliye edilmedi. Fatih Altaylı'yı 30 yılı aşkın bir süreden beri tanırım. Fatih Altaylı kaçacak adam değildir. İstese Londra’da veya Florida’da yaşayabilirdi ama bir siyasi ikbal beklentisinin içinde olmadan ülkesinde kaldı ve demokrasi mücadelesi verdi. Bundan dolayı da şu anda haksız yere, hapis cezasına çarptırılmış durumda, Silivri Cezaevi’nde, zindanda kalmaya devam ediyor. Bu karar bir kez daha Türkiye'nin Adalet Bakanı ne derse desin bir hukuk devleti olmadığını ortaya koymuştur.

Değerli basın mensuplukları, değerli Zafer Partililer, sevgili yurttaşlarım,

Başta Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm öğretmenlerimizin geçen hafta kutladığımız 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü bir kez daha kutlamak istiyorum. Yoksulluk sınırı altında bir yaşama mahkûm edilen öğretmenlerimiz, bu yılki 24 Kasım’da ayrı bir saygısızlık ile karşı karşıya kaldılar. TBMM’de seçilen ve DEM, AKP ve MHP’den oluşan DAM ittifakının temsilcisi 3 milletvekili 24 Kasım Öğretmenler Günü'nde öğretmen katili, bebek katili Öcalan'ın ayağına İmralı Adası'na gittiler. Evet öğretmen katili, evet bebek katili toplu katliamcı Abdullah Öcalan bir narkoterör örgütünün kurucusu ve elebaşı. Bu Türk tarihine kara leke olarak geçecek ziyaret sadece gazi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin saygınlığına gölge düşürmekle kalmadı. Aynı zamanda şehitlerimizi, şehit öğretmenlerin aziz ruhlarını da incitti.

‘Öğretmen oldum ben’ diyerek sevinçle göreve koşan Aybüke öğretmenimiz bu 24 Kasım’da adeta bir kez daha vuruldu. Diyarbakır’da öğretmenlik yapan Neşe Alten öğretmenimiz ve babası yine akşam yemeğini yiyemeden PKK'nın kahpe kurşunlarıyla yine şehit oldular.

Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım,

PKK elebaşı eli kanlı katilin 24 Kasım’da ziyaret edilmesi elbette tesadüf değildi. Bu ziyaret, millî kardeşlik, dayanışma ve demokrasi adı altında yapılan büyük aldatmacanın, halkımızdan ve millî değerlerimizden ne kadar kopuk, saygısız ve özensiz olduğunu da ortaya koydu.

Öcalan’a umut hakkı diyenler, onu kurucu önder görenler ve ne yazık ki geleceğimizi ona, Abdullah Öcalan denilen teröriste teslim etmeye çalışanlar, 24 Kasım’da yaptıkları ziyaretle ne büyük bir sorumsuzluk ve milli ayıbın içinde olduklarının farkında değiller. Belki de umurlarında bile değil! Bakın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli salı günü Grup Toplantısında çıkıp ‘En ciddi muhatap İmralı’dır’ diyor! PKK terör örgütü de ‘baş müzakerecimiz Öcalan’dır’ demişti. Böylece Devlet Bahçeli, terör örgütü PKK’nın başmüzakereci olarak gösterdiği Öcalan'ı başmüzakereci gördüğünü açıklamış oluyor. Sayın Bahçeli’ye şunu hatırlatalım ki; eğer ‘en ciddi muhatap Öcalan’ diyerek, PKK terör örgütünün kurucusunu Türkiye Cumhuriyeti’nin dengi ve muhatabı haline getirseniz, tarih bunu ve bu noktada sizi kaydeder ve kaydetmiştir. PKK fesih olacak derken, siz ideolojinizi ve siyasetinizi feshediyorsunuz! Ve şimdi Türk milletini de terör örgütü liderine teslim olmaya davet ediyorsunuz.

Türk milleti asla teröristbaşı Öcalan’ı muhatap olarak kabul etmeyecek, asla meşru olarak görmeyecektir. Bakın, DAM ittifakında birlikte olduğunuz yol arkadaşınız AK Parti de bir zamanlar, FETÖ için ‘Ne istediniz de vermedik?’ diye konuşuyordu. FETÖ ile paralel devlet yapılanmasının bizi 15 Temmuz FETÖ ayaklanmasına, darbe girişimine götürdüğünü çok çabuk unutmuşa benziyorsunuz. PKK ile 1. terörle müzakere sonunda Güneydoğu Anadolu bölgemizde birçok ilçe merkezinin terör örgütünün işgaline uğradığını, PKK’nın bu bölgede tahkimat ve mevzilenme yaptığını, yol kontrol noktaları ve devriyeler oluşturduğunu hatırlıyor musunuz?

PKK işgalini temizlemek için yapılan güvenlik operasyonlarında verilen 793 şehidimiz size bir anlam ifade ediyor mu? Yoksa, 24 Kasım da olduğu gibi, şehit öğretmenlerimiz, şehit asker-polis ve korucularımız sizin ilgi alanınıza girmiyor mu? Bahçeli, eli kanlı azılı bir katili en ciddi muhatap olarak görüyor olabilir. Bakın buradan ilan ediyorum; Türk halkı ile birlikte bizim için en ciddi konu, atalarımızın mukaddes kanı pahasına kurulan millî-üniter-laik Türkiye Cumhuriyeti’ni savunmak, etnisite ve mezhep bağı aramadan birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek ve geliştirmektir. Geçmişten ders almayanlar, geleceğe yön ve şekil veremezler! FETÖ’nün paralel devlet kurmasına izin vermenin acı bedelini, 15 Temmuz kalkışması ile yaşadık ve gördük. Bugün, Cumhuriyetimizi ve geleceğimizi PKK’ya teslim etmeye çalışanlar, bakın size söylüyorum: Bu kez ‘Ne istediniz de vermedik’ veya ‘Rabbim ve milletimiz bizi affetsin’ bile diyemeyeceksiniz. Bunun lütfen farkında olun. Güzel Türkiye’mizi hesapsız kitapsız bir maceraya sürükleyen, yeniden bir terör örgütü ile devleti paylaşmaya yeltenen DAM ittifakı, halkın bu yıkıcı sürece ne denli karşı olduğunun farkında değil misiniz?

Değerli basın mensupları,

Şimdi bu açıklamalarım üzerine bugün yarın Cumhur ittifakından ‘Biz devleti paylaşmayacağız’ gibi açıklamalar gelecektir. Ben cevabı şimdiden vereyim. Bana sakın cevap vermeyin. Bana ve Türk milletine bu konuda verecek bir cevabınız yok. Eğer cevap verecekseniz ortağınız Tuncer Bakırhan'a verin cevabı. Sokağa çıkıp halkın arasına karışacak ve onların görüşünü soracak, Türk milletine kulak kabartacak cesaretiniz var mı?

Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım,

Bugün 27 Kasım, PKK’nın kuruluş yıldönümü. Dünden beri DEM ve PKK sempatizanlarının gösteriler yapacağına dair haberler geliyor. İl ve ilçe polis ve jandarma birimleri Ankara'ya İçişleri Bakanlığı'na ve Emniyet Genel Müdürlüğü'ne dönüp soruyorlar. ‘Biz PKK'yı kutlamak için kuruluşunu kutlamak için yapılacak bu gösterilere karşı devletin güvenlik güçleri olarak ne tedbir alacağız?’ diye. Bundan bir saat öncesine kadar Türkiye'deki hiçbir polis ve jandarma biriminin bu sorusuna İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından şöyle yapın veya böyle yapın diye cevap verilmedi. Demek ki artık PKK'nın kuruluşunun kutlamasını yapmak serbest oldu. Bilesiniz ki; kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeler ve varılan gizli anlaşmalar halkımızın gözünden kaçmıyor ve bunun ağır siyasi bedelini size sandıkta ödetecek.

Sevgili yurttaşlarım, değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,

2. Bölücü Açılım sürecini şekillendiren ve ‘en ciddi muhatap Öcalan’ diyerek eli kanlı katili meşrulaştırmaya çalışanlar, tarihi bir hata yapıyorlar! PKK terör örgütünün Kürt kökenli vatandaşlarımızın hamisi olduğu fikri işleniyor. Yani DAM ittifakının ‘sorunun temel tanımına’ ilişkin büyük bir yanılgısı var. Biz buradan doğruları tekrarlayalım. Türkiye’de emperyalizmin ısrarla işlediği bir ‘Kürt sorunu’ değil, emperyal destekli bir ‘terör sorunu’ ve ‘Kürt istismarı’ vardır. Türkiye’de şimdi yürürlülükten kaldırılmış, askıya alınmış muhalefete karşı anayasanın 10. maddesiyle herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Bireysel eşitliğin ötesinde bir etnik grup veya mezhep yapısına siyasi tanım ve özerklik verme talebi, milli-üniter-laik devletin yıkılması gayretidir. Diğer yanda, katil Öcalan, Kürtlerin değil PKK terör örgütünün elebaşıdır. Öcalan ve PKK, Türkiye’nin bölünmesi için terör eylemleri yapmaktadır ve DAM ittifakının 2. terörle müzakere gayretiyle ‘bölücü amaçları’ konusunda iyiden iyiye şımartılmışlardır. Bu süreçten, ‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE’ değil teröre teslim olmuş Türkiye çıkar!

Değerli arkadaşlar, kıymetli basın mensupları, değerli Zafer Partililer,

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki yasa dışı komisyon meclisin tüzüğüyle aykırı komisyonun Öcalan'ı ziyaret etme kararının yanlış olduğunu, tarihi bir hata olduğunu geçen hafta vurgulamıştım. 24 Kasım günü yapılan bu ziyaret adeta gizli bir operasyon gibi gerçekleşti. Ziyaretin halktan gizlenmesinin amacı neydi? Merak ediyoruz, Halktan mı utandınız? Yoksa Meclisin saygınlığına gölge düştüğünü siz de mi düşürüyorsunuz? Veya Öcalan katilinin ayağına giderek onu meşrulaştırmaya çalışmanızın çocuklarınız ve hatta torunlarınız için katlanılamaz ve onarılamaz ağır bir miras olduğunun farkına mı varıyorsunuz? Diğer yanda, bir katil ile görüşerek ve Meclis temsilcilerini onun ayağına götürerek ne kazandınız? Öcalan devletin güvenlik güçlerine söylemediği neyi söyledi bu üç Milletvekiline? 2 saat 20 dakika süren toplantıda Öcalan size başka neyi söyledi? Veya somut bir çözüm mü verdi? Mesela PKK bir bütün olarak silah mı bırakacak? Suriye PKK’sı 100 bin kişilik sözde terör ordusunu fesih mi edecek? Bölgede KCK çatısı altında kurulması tasarlanan 4 parçalık ‘Teröristan’ hedefinden mi vaz geçecek? Çıkın halkımıza açıkça bu soruların cevaplarını verin. Öcalan’ın ayağına giderek ne elde edildi? Neden Kandil’deki terörist şeflerinin bildiklerini 10 sene Türk halkından gizleme kararı aldınız? Tekrar ediyorum, 1. terörle müzakere süreci ve 793 şehidimiz size bir anlam ifade etmiyor mu?

Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım,

Bu soruların hiçbirinin cevabını size veremezler! Ve bu soruların açık ve dürüst cevapları verilmeden kimseyi ‘Terörsüz Türkiye’ masalına inandıramazlar! Aslına bakarsanız, DAM kanadından farklı yönde açıklamalar geliyor: Sarayın hukuk işleri sorumlusu Mehmet Uçum, kısa süre önce, Kürtçenin özgürleştirilmesi ve yerel yönetimler konusunda bir açıklama yaptı. Uçum’un açıklaması, Kürtçenin yerel yönetimlerde özgürce kullanılması için bir zemin yoklaması olarak görüldü. Daha da ötesinde, geçen hafta basında yer alan 9 bin PKK’lı affından yararlanacakların Kürtçenin özgürleştiği belediyelerde istihdamını hedeflediği konuşuluyor. Bakın efendiler, Türkiye bir ulus devlettir! Tek ve resmi dili Türkçedir! Daha da önemlisi, bu konu tartışmaya açık değildir. Şimdiden zemin yoklayarak, AB Yerel Yönetimler Özerklik Şartıyla başaramadığınız ayrıcalık ve özerklikler peşinde koşmayın. Belediyeler özelinde kurtarılmış alan yaratma ve özerklik gayretleriniz, Türk Milleti tarafından kabul edilmemektedir.

Değerli yurttaşlarım, Kıymetli basın mensupları,

Bayrağımıza ve İstiklal Marşımıza saygı ve bağlılıkları olmayan, Lozan Antlaşmasını reddeden emperyalizmin uşaklarından kardeşlik ve dayanışma beklemek beyhudedir. Zira bu güruh, emperyalizmin hizmetinde olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalara bölmek ve bölgede Teröristan kurmak istediklerini alenen ifade etmektedirler. Nitekim geçen hafta Kuzey Irak’ta Duhok’ta yapılan sözde konferans, Irak ve Suriye’deki terör yapılarının 4 parçalı Kürdistan için bir araya gelmeleri ile şekillenmiştir. Bu konferans, 26 Nisan 2025 Kamışlı Konferansının devamı olarak görülmelidir. Zira her iki konferansta da ortam tema ‘Kürdistan’ın birliği için ortak tutum’ olarak belirlenmiştir. Konferans’ta Suriye PKK’sının Şam yönetimine entegrasyonu da ele alınmıştır. Ancak 10 Mart 2025 Mutabakat Belgesinden bu yana, PYD’nin Şam’a entegrasyonu konusunda bir ilerleme sağlanamamıştır. Çünkü ABD/İsrail desteğiyle Suriye kuzeyinde oluşan YPG/PKK’nin sözde silahlı yapısı, Şam’ı kontrol eden HTŞ milislerinden daha güçlüdür. Ve YPG/SDG denilen terörist yapı “siyasi özerklik” amacı doğrultusunda gayret göstermektedir. Bu bakımdan, yakın vadede, Suriye’de üniter bir devlet yapılanması ihtimali oldukça düşüktür ve bölgede HTŞ-YPG çatışmaları aralıklarla devam etmektedir.

AKP’nin büyük yanlışla dolu Suriye politikası, bölgede ABD ve İsrail kontrol ve hakimiyetine neden olarak, Türkiye ve bölge güvenliği için hayati tehditler oluşturmuştur. Bu kapsamda, İran PKK’sı PJAK’ın da takviye edilmesi, ikinci İran müdahalesi öncesinde oldukça dikkat çekicidir. Bölgede barış, güvenlik ve istikrar için risklerin yükseldiği bu ortamda yapılan Duhok konferansı, tekrar etmek gerekirse, Teröristan konusunda ortak tutum dışında bir amaca hizmet etmemiştir. Diğer yanda, bahse konu Duhok konferansına Ahmet Davutoğlu’nun da katılması bizi hiç şaşırtmadı. Konferansın açılışında sözde Kürdistan marşı çalındığında, Davutoğlu’nun ayağa kalkması, şahsı açısından yine sürpriz değildi ama eski T.C. Başbakanı olması sebebiyle oldukça sıkıntılıydı. Hele Davutoğlu’nun verdiği mülakatta; 2005’te, Esad’ın Suriye PKK’sına karşı ortak askeri operasyon teklifini geri çevirmesi, PYD/PKK çevrelerinde büyük memnuniyet ve minnet hissi oluşturmuştur. Oysa Davutoğlu’nun bu ikrarı, ‘Merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler’ atasözünü bize hatırlatmıştır. 2005’te bu askeri operasyon yapılsaydı, Suriye PKK’sı büyük bir darbe alırdı ve Suriye kuzeyi ve Fırat doğusunda sözde bir siyasi yapı olarak olgunlaşıp gelişemezdi. Davutoğlu, Güvenlik ve Dış Politika konularında, stratejik sığlığın ötesine geçen tarihi hataları ile onarılması on yıllar alacak büyük hasara neden olmuş biri olarak hatırlanacaktır.

Değerli basın mensupları, Kıymetli yurttaşlarım,

AKP sözcüsü 25 Kasım Salı günü yaptığı açıklamada, Öcalan ve PKK ile müzakerelere muhalefet edenleri tehdit etme anlamına gelecek sözler söyledi. Öcalan ile müzakerelere karşı çıkılamazmış. Bu demokrasi anlayışını nerede öğrendi acaba? AK Parti sözcüsü öneri getirin diyor. Zafer Partisi PKK terörünü ortadan kaldırmak için Demir Güvercin adlı terörü yok etme planını ortaya kurulurken koymuş bir partidir.

Cumhur ittifakı Öcalan ile müzakere sürecinin bir devlet politikası olduğunu da söylüyor. İyi de hangi devletin politikası? Söyleyelim, Öcalan ile müzakere, Türkiye Cumhuriyeti’nin milli-üniter-laik devletten çok uluslu ademi merkeziyetçi yapıya geçişi Ortadoğu’da kendisinden başka ulus devlet istemeyen İsrail’in devlet politikasıdır. Ama devlet politikası dediğimiz şey, Cumhur ittifakının yaptığı gibi, iç siyasetteki ihtiyaçlara göre her sene değişen bir yapı değildir. Devlet politikası onlarca yıl değişmeyen temel toplumsal, siyasal, ilkesel ve kültürel direktiflerdir. Devlet politikası, devletin tanımı, kişiliği ve karakteridir! İktidarlar değişir ama devlet politikaları değişmez! Örneğin büyük Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünya’da Barış” ilkesi böyle bir devlet politikasıdır. Başka ülkelerin iç işlerine karışmamak ama kendi iç işlerimize yabancıların karışmasını engellemek de devlet politikamızdır! Laiklik, ulus-devlet ve yine üniter-devlet yapılarımızı korumak, cumhuriyet kurulduğundan beri, temel ve ilkesel devlet politikalarımızdır.

Terörle müzakere etmek, devlet politikalarımız arasında değildir. Cumhuriyetimiz kurulurken ve ilk 15 yılda siyasal İslamcı ‘Teali İslam Cemiyeti’ ve etnik bölücü ‘Kürdistan Teali Cemiyeti’ ile müzakere değil mücadele edilmiştir. Çünkü devletimiz terörle mücadelede, Dünyanın en başarılı ve güçlü devletlerinden biridir. Nitekim PKK terör örgütü alanda iki defa mağlup edilmiştir. Ancak iç politik kaygılarla, sanki PKK’ya yenilmişiz gibi başlatılan bu müzakere süreci, beraberinde teslimiyet ve devletin üniter yapısının dağıtılması tehlikesini de getirmektedir.

Başta Öcalan katili olmak üzere, PKK terör örgütünün tavırlarında bu “şımarıklığı” görmek mümkündür. Şimdi PKK’nın sözde basın sözcüleri ‘Türkler Türkiye’de zaten azınlıktalar’ veya ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin adı da değişebilir, sanki ne olur?’ şeklinde utanmazca konuşmaktadırlar. DEM milletvekilleri terörle mücadele sırasında zarar veren devlet görevlilerinden hukuken hesap sormadan barış sürecinin tamamlanmayacağını ifade etmektedirler. Daha şimdiden yeni Kaymakam Kemaller talep edilmektedir. Türk Milleti böyle bir zulme razı gelmeyecektir.

Değerli basın mensupları, Değerli yurttaşlarım,

Bugün Papa’nın İznik’e gelmesi ve İstanbul Fener Ortodoks kilisesi başpapazı ile birlikte bir ayin programı yapması bekleniyor. Fener Kilisesi başpapazı bu amaçla bir süredir ABD’ydi. Anılan başpapaza Ekümenik sıfatını kullanmadığımı özellikle vurgulamak istiyorum. Çünkü Fener Kilisesi Bizans döneminden itibaren ekümenik yapılmaya çalışılmış ve başındaki papaz da bu sıfatı sahiplenmek istemiştir. Çünkü ekümeniklik sıfatı ile siyasi bir alan ve siyasi bir nüfuz sağlanmaya çalışılmaktadır. Bu niteliğiyle bu kilise, ‘Siyasal Ortodoksçu’ bir program izlemektedir. Bütün saldırılar ve yıpratılma gayretlerine rağmen, Türkiye Cumhuriyeti “laik bir devlettir” ve Siyasal Ortodoskçuluk da bağımsızlığımız için yaşamsal bir tehdittir. Bu ziyaretle birlikte İznik’in Hristiyanlar için bir Haç merkezine dönüştürülmesi fikrinin tartışıldığını görüyoruz. Eğer İznik için böyle bir tasarı varsa, burada özellikle yabancılara toprak satışı yapılmadan ve haç merkezinin siyasal dinci bir merkeze dönüştürülmeden yapılması önem arz etmektedir.

Değerli Basın Mensupları, Değerli Zafer Partililer,

Ekonomik buhran derinleşerek devam ediyor. Türk sanayisi küçülmeye, sabit gelirlilerin milli gelirden aldığı pay azalmaya ve orta sınıf erimeye devam ediyor. Hukukun olmadığı, yanlış eğitim sisteminin sağlıklı istihdam politikası geliştirmeyi adeta imkânsız hale getirdiği AK Parti ekonomisinde Türk sanayicisi ülkeyi terk ediyor. Çünkü yüksek girdi maliyetleri, düşük kur politikası ile yabancı üreticiler ile rekabet etmesini mümkün olmaktan çıkarıyor. İflaslar ardı ardına geliyor. Türk sanayisi hızla çöküşe doğru sürükleniyor. Yaşanan ekonomik buhrandan çıkış ancak ve ancak Zafer Partisi’nin sürdürülebilir planlı kalkınma stratejisi ve 21. Yüzyılın gereklerine cevap verecek bir karma ekonomik model ile çıkabiliriz. Ekonomik buhrandan ancak hukuk devletini ve eğitim sistemini yeniden kurarak çıkabiliriz. Bu konudaki politikalarımızı sürekli gündeme getirmeye devam edeceğiz.

Değerli basın mensupları, Kıymetli Zafer Partililer, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile ilgili çorba dağıttığı için soruşturma açılmış. Peki, 29 Ekim’de Kuzey Irak’tan girip Suriye’de PKK’ya destek olmaya giden peşmergelere ısmarlanan lahmacunlar için soruşturma açılması düşünülüyor mu acaba?

Millet Toplantımızı bitirmeden bir hatırlatma yapmak istiyorum. Bu pazar günü Emekliye Adalet, Dul ve Yetim Ailelerine Ekonomik Güvence Çalıştayımızı gerçekleştireceğiz. Türkiye’de emeklilerimizin, dul ve yetim ailelerinin yıllardır çözülemeyen ağır sorunları var. Emeklilerimizin yaşam koşulları giderek ağırlaşıyor. Bu tablo, artık ertelenemez ve görmezden gelinemez bir hal almıştır. İlave olarak, mevcut emeklilik sistemi ve emekli olma koşullarındaki adaletsizlikler de bu sorunları derinleştirmekte, çalışanlarımızın geleceğe güvenle bakmasını zorlaştırmaktadır. Zafer Partisi olarak, bu sorunların yalnızca tespitini yapmakla yetinmiyor; uygulanabilir, gerçekçi ve kalıcı çözüm modelleri ortaya koyuyoruz. Bu bakımdan pazar günü yapılacak çalıştaya sizleri davet ediyorum.”


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum