ÖZDAĞ: "CUMHUR İTTİFAKININ TÜRK MİLLETİNİ EKONOMİK BUHRANDAN ÇIKARACAK PROJESİ YOK"

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, "2026 yılının Türk Milletine hukuk, demokrasi ve refah getirmesini diliyorum. Ancak iyi dileklerin mevcut durumu bir cerrahın dikkati ve itinası ile tespit etmemizi engellememesi gerekiyor" dedi.

ÖZDAĞ: "CUMHUR İTTİFAKININ TÜRK MİLLETİNİ EKONOMİK BUHRANDAN ÇIKARACAK PROJESİ YOK"
02 Ocak 2026 - 17:36

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ sosyal medya hesaplarından, Türkiye gündemi ve dış politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Özdağ, 2025 yılı Türk Milletinin çok geniş kesimleri için çok zor bir yıl olduğunu, emekli, dul ve yetimleri, asgari ücretle geçinenler, sabit ücretliler, esnaflar ve dürüst iş insanları için milli gelirden aldığı pay 2025 içinde de küçüldü ğünü belirterek şunları söyledi:

"Böylece bu kesimler için hak ettiğini alamadığı 8 yılı geride bıraktılar. Ne yazık ki, Cumhur İttifakının amacı terörist başı Öcalan’ı hapishaneden çıkarmaktan başka hiçbir derdi olmayan yeni ortağı DEM ile birlikte Türk milletini yaşanan ekonomik buhrandan çıkarabilecek hiçbir projesi yok. Bu şartlar altında 2026 yılının Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en zor yılı olma ihtimali çok yüksek."

Dünya yapay zeka eksenli yeni bir sanayi devrimi gerçekleştirirken ülkemizde ne yazık ki Cumhur İttifakının bilim düşmanı zihniyetinden ötürü bu sanayi devrimini de kaçırıyor" diye Prof. Dr. Özdağ sözlerini şöyle sürdürdü:

"2002’de dünyanın en büyük 16. Ekonomisi olan Türk ekonomisi 2025 yılında dünyanın en büyük 23. ekonomisi konumuna gerilemiş durumda. Ekonomik gelişmenin ön şartı adalet ve kaliteli eğitimdir. Ülkemizde adalet tükenmiş, eğitim niteliksizleşmiştir. 13 milyon sığınmacı ve kaçağın ülkemiz üzerinde oluşturduğu ekonomik, psikolojik, sosyolojik yük devam etmektedir. Bu göçlerinde güçlendirdiği organize suç örgütleri, uyuşturucu ve sanal kumar devleti ve toplumu adeta hücrelerine kadar çürütmektedir."

"Son günlerde gerçekleştirilmek zorunda kalınan operasyonlar organize suç örgütlerinin, uyuşturucu ve sanal kumar şebekelerinin ne kadar yayıldığını göstermektedir. Bütün bunlar AK Parti döneminin sonuçlardır. 2002’den bu yana Türkiye’yi yöneten AK Parti üst yönetimi yorulmuş, yıpranmış ve yıpratmış, bağlı olduğunu söylediği bütün değerleri terk etmiştir. AK Parti’nin nedeni olduğu ağır krizleri çözecek gücü yoktur. AK Parti kendi içinde parçalanmıştır. Erdoğan sonrasına hazırlanan ekiplerin arasında sınırsız bir güç savaşı gerçekleşmektedir. Bu ekiplerin hiç birisinin Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ağır sorunları aşacak bir programı ve kadrosu yoktur. Tek amaçları 2002 sonrasında elde ettikleri güç ve zenginliği ne pahasına olur ise olsun korumaktır. Oysa içeride ağır çok katmanlı bir buhran yaşayan ülkemize çevresinden de büyük tehditler yönelmektedir. Sovyetler Birliğinin çökmesi ile ülkemizi saran Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu’da başlayan savaş, iç savaş ve ülkelerin parçalanmasının yarattığı depremler artık Türkiye’nin de sarsılmasına neden olmaktadır."

"PKK terör örgütünün Türk ordusunun başarılı operasyonları neticesinde Türkiye’de ve Irak’ta yenildiği bir dönemde Beşar Esad rejiminin çökmesinin ve İsrail’in Gazze’de meşgul olmasından istifade ederek Suriye PKK’sı YPG’nin tehdit olmaktan çıkarılmak için iç ve dış şartlar çok müsaitti. Beşar Esad’a yönelik operasyonu hazırlayanlar Türkiye’de de 2. Terörle müzakere sürecini başlatarak Türkiye’nin YPG’ye yönelik askeri operasyon yapmasını engellediler. Öcalan’ın ağzına bakan Cumhur İttifakı Suriye’de YPG’ye operasyon yapmak imkanını kullanmadı. Öte yandan Suriye Beşar Esad sonrası Suriye’de nasıl iki milletli ve iki bölgeli bir Suriye istiyor ise Öcalan ve PKK’da Türkiye’de iki milletli ve iki bölgeli bir Türkiye talebini gündeme getirdi. Ve şimdi TBMM’de bu istekler bir komisyonda tartışılıyor. Şimdi İran’da 12 gün süren İsrail-İran savaşından sonra kuraklık ve ekonomik krizin tetiklediği bir toplumsal tepki ve ayaklanma süreci başlamıştır. Bu ayaklanmanın ABD ve İsrail başta olmak üzere bütün Batı tarafından desteklendiği görülmektedir. PKK’nın İran’da rejimin sarsılmasını bir fırsat olarak görerek İsrail ve ABD desteği ile Türkiye-İran sınırındaki bölgeleri işgal etme girişiminde bulunacağı görülmektedir. İran’da rejim arkasındaki güçlü Çin ve Rus desteği ile bu girişimlere tepki verecektir. Bu tepkinin bir boyutunu da Türkiye sınırına içerideki Afgan nüfusunu yönlendirmek oluşturacaktır."

Özdağ, bütün bu olumsuzluklar bizi karamsarlığa, umutsuzluğa sürüklememesi gerektiğini ifade ederek şöyle dedi:

"Dedelerimiz Atatürk’ün önderliğinde bu ülkeyi çok çok daha ağır şartlar ile karşı karşıya olmamıza rağmen mağlubiyetten zafere ve Türkiye Cumhuriyeti’ne ulaştırdı. Biz de dedelerimizin bize emanetini sevgili Cumhuriyetimizi muhafaza ederek geleceğe taşıyacağız. AK Parti büyük bir çöküş yaşıyor. MHP, Türk milliyetçiliğine samimiyet ile bağlı MHP’lileri büyük bir hayal kırıklığına uğratarak bütün ilkelerini terk etmiş, yok oluşa ilerliyor. CHP hem Atatürkçüleri hem DEM’lileri memnun etmek gibi imkânsız bir projede kendisini yıpratıyor. Zafer Partisi ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş esaslarını savunan tek milli merkezdeki parti olarak AK Parti sonrasında on yıllardır süren çürüme, yıpranma, zayıflama sürecinden çıkaracak program, kadro ve kararlılığa sahip tek partidir. Zafer Partisi Türkiye’nin karşı karşıya olduğu jeopolitik tehlikeleri en erken okuyan ve önlemleri kararlılıkla ortaya koyan partidir. Zafer Partisi sadece bir erken uyarı sistemi değil aynı zamanda vücudun nasıl sağlığına kavuşacağını bilen bir doktordur."

Zafer Partisi'nin kurulduğu 2021 yılından itibaren sadece Türkiye’nin değil bütün dünyanın en önemli sorunu olan küresel göçü gündeme getirdiğine de değinen Genel Başkan Özdağ, "Hem iktidar hem muhalefet bu konuyu gündem yapmak istememesine rağmen Zafer Partisi ülkemizin demografik yapısını, milli karakterini bozan, ekonomik kalkınmayı engelleyen bu göçe karşı sert bir şekilde durmuştur. Bu politikasından dolayı Cumhur İttifakı Zafer Partisi’ne ‘ırkçı’, ‘Arap düşmanı’, ‘İslam düşmanı’ gibi asılsız iftiralar ile yıllarca saldırmıştır. Zafer Partisi’nin Öcalan ve PKK ile müzakere edilerek anayasamızın değiştirilmesine kararlılıkla karşı çıkması üzerine beni 19 Ocak’ta Cumhurbaşkanına hakaret iddiası ile gözaltına alıp Kayseri’de 27 yaşındaki bir Suriyelinin 7 yaşındaki bir Suriyeli kız çocuğuna tecavüzü üzerine başlayan olayları benim kışkırttığımı bahane ederek beni 5 ay Silivri cezaevinde tuttular ve 4 yıl 2 ay hapse mahkûm ettiler. Oysa Zafer Partisi yıllarca sığınmacı ve kaça sorununun Türkiye için çok boyutlu tehdit potansiyeli taşıdığını ve bu insanların vatanlarına devletler hukuku ve milli hukukumuz uyarınca dönmesi gerektiğini anlatmaktan başka bir şey yapmamıştı" diye Özdağ şöyle devam etti:

"Ben 17 Haziran 2025’te tahliye edildim. 1 Ağustos 2025’te Milli İstihbarat Teşkilatına bağlı Milli İstihbarat Akademisi İran-İsrail savaşından alınması gereken dersler ile ilgili bir raporu ‘12 Gün Savaşı ve Türkiye için Dersler’ başlığı ile yayınladı. İsrail, İran’da bulunan Afgan mülteciler arasında çok güçlü bir istihbarat ağı oluşturmuştu. Bu istihbarat sayesinde İran’a daha savaşın ilk günlerinde ağır darbeler vurmayı başarmıştı. Milli İstihbarat Akademisi raporunda şöyle diyor: ‘Bu hususta Pakistan ve İran’ın son haftalarda Afgan göçmenlere yönelik attığı adımların, yani kitlesel sınır dışı politikasının, yakından takip edilmesi elzemdir. İran insan istihbaratı hususunda ekonomik ve toplumsal açıdan dezavantajlı kesimlerin, maddi motivasyonlarla yabancı ülkeler tarafından kullanılması muhtemeldir. Bu açıdan karşı koyma faaliyetlerinin artırılması, başta Emniyet ve Jandarma olmak üzere yerel kolluk güçlerinin koordinasyonunun sıkılaştırılması gerekmektedir. Ayrıca özellikle İran sınır güvenlik sistemlerinin güçlendirme çabalarının sürdürülmesi kritik önemdedir. Geldiğimiz noktada güvenlik ve istihbaratın yalnızca kurumları tarafından sağlanması mümkün değildir. Bu doğrultuda halkın farkındalığını artıracak kampanyalar düzenlenmeli; konferanslar, reklamlar ve diziler gibi iletişim araçları aktif şekilde kullanılmalıdır."

"Özetle Milli İstihbarat Akademisi, izlenen sığınmacı ve kaçak politikasının Türkiye’yi artık güvenlik ve istihbarat kurumlarının başa çıkamayacağı bir tehdit ile karşı karşıya bıraktığını ifade etmektedir. Zafer Partisi’ne yıllarca iftiralar ile saldıranlara soruyoruz. Milli İstihbarat Akademisi de ırkçı, Arap düşmanı, İslam düşmanı ve Cumhur ittifakına karşı? Türk milletini neden devletin istihbarat ve güvenlik kurumlarının başa çıkamayacağı kadar büyük bir tehdit ile karşı karşıya bıraktınız? Sizi Türkiye’deki İŞİD örgütlenmesinin ortaya çıkardığı büyük tehdit konusunda yıllarca uyardık. Yalova’daki şehitlerimiz umarız uyanmanıza neden olur."

"Misakı Milli’nin ilk cümlesi şöyledir: ‘Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez.’ Bugün TBMM’de kurulan komisyona vatanın nasıl bölüneceğine dair raporların sunulduğu bir ortamda bütün vatanseverlerin birliği hayati bir öneme sahiptir. Zafer Partisi, bütün vatanseverleri daha önce hangi siyasi partide görev almış olur ise olsun bugün Atatürk çizgisinde Türk milliyetçiliğini savunarak siyasetin milli merkezinde toplanmaya davet etmektedir. Zafer Partisi yönetimi ülkemize dışarıdan ve içeriden gelen saldırının büyüklüğü karşısında bu saldırıyı durduracak bir cephe oluşturmanın öneminin farkındadır. Bu cephe taktik siyasi çıkarlar ön plana çıkarılarak değil, Türkiye’nin milli varlığını savunmaya kararlı bir stratejik yaklaşım ile kurulabilir. Zafer Partisi bu amaçla bütün vatanseverleri geçmişte ve hatta bugün bazı detay konularda anlaşamasak bile eğer Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde, Atatürk’ten taviz vermemekte uzlaşıyor isek Zafer Partisine davet etmektedir. Zafer Partisi bu anlayış ile 2026 yılında çalışmalarını bütün vatan sathında kararlılıkla sürdürecektir."

 


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum