MÜBADELE GÜNÜNDE SAKIZ ADASI'NDA ANLAMLI İZMİR SERGİSİ
“Doğu’nun Küçük Parisi” olarak anılan İzmir’in 1860-1920 yılları arasındaki kozmopolit yaşamı, İzmirli fotoğrafçı ve koleksiyoner Mert Rüstem arşivinden seçilen fotoğraflarla Sakız Adası’nda sanatseverlerle buluştu. Ege’nin iki yakasını yeniden aynı hikayede buluşturan serginin açılış tarihinin, Lozan’da imzalanan mübadele sözleşmesinin yıldönümüne denk getirilmesi, etkinliğe kültürel bir sergiden öte tarihi bir saygı duruşu niteliği kazandırdı.
31 Ocak 2026 - 18:56 - Güncelleme: 31 Ocak 2026 - 19:41
İZMİR’İN KOZMOPOLİT GEÇMİŞİ SAKIZ ADASI’NDA SERGİLENDİ
Türk ve Yunan halklarının kaderini şekillendiren Lozan Mübadele Anlaşması’nın 103. yıl dönümünde, Ege’nin suları bu kez hüzün yerine asırlık bir dostluğu kıyıya taşıdı. İzmir’in “Doğu’nun Küçük Parisi” olarak anıldığı ihtişamlı yıllar, Türkiye’nin en köklü fotoğraf miraslarından birini temsil eden İzmirli fotoğrafçı ve koleksiyoner Mert Rüstem’in aile arşivinden süzülen nadide karelerle Chios / Sakız Adası’nda açılan çok özel bir sergiyle yeniden hayat buldu. Homeros Sakız Adası Kiralık Odalar, Daireler ve Turistik Eşyalı Evler Derneği’nin kültürel etkinlikleri kapsamında, Homerion Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Smyrna / İzmir 1860-1920” başlıklı fotoğraf sergisi, 30 Ocak’ta görkemli bir törenle kapılarını sanatseverlere açtı.
Bir asır önce ayrılan hayatları ortak bir hafıza köprüsünde buluşturan sergi, 57 siyah-beyaz
fotoğraftan oluşan güçlü seçkisiyle yoğun ilgi gördü. Serginin açılışı, Sakız Adası Belediyesi Turizmden Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Georgios Christakis, Sakız Adası Turizm Kurumu Başkanı Kostas Moundros, Sosyal Yardım ve Çocuk Hizmetlerinden Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Argyris Giammas, Sakız Otelciler Birliği Başkanı Mitsi Paidousi-Avgerinou, bir önceki dönem Sakız Belediyesi Turizm Ofisi Müdürü Rena Pagoudi Damigou ile turizmci Venia Lipari’nın yanı sıra, adanın dört bir yanından Sakızlılar, Batı Anadolu - İzmir kökenli ailelerin torunları, turizm profesyonelleri ve Mert
Rüstem’e eşlik eden İzmirli Türk ziyaretçilerin katılımıyla gerçekleşti. Sergiyi gezen ziyaretçiler, 19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın başlarına uzanan bir zaman yolculuğunda İzmir’in sokaklarına, limanına ve gündelik yaşamına tanıklık etti. Sergi, Yunan devlet televizyonu ERT3 ile Sakız Adası’nın köklü medya kuruluşlarından Politischios tarafından da takip edilerek, haberleştirildi.
ORTAK TARİHE DUYGUSAL BİR BAKIŞ
Serginin açılış tarihinin, Lozan’da imzalanan mübadele sözleşmesinin yıldönümüne denk getirilmesi, etkinliğe kültürel bir sergiden öte "tarihi bir saygı duruşu" niteliği kazandırdı. Sergide, İzmir’i Doğu Akdeniz’in önemli entelektüel merkezlerinden biri haline getiren Rum varlığı ve 1922’ye kadar süren kozmopolit yaşam, yapılan özel sunumla ele alındı. Bu anlatım, özellikle İzmir’den Sakız Adası’na göç eden ailelerin torunları için geçmişle yüzleşme, aidiyet duygusunu yeniden kurma ve atalarının doğup
büyüdüğü topraklarla bağ kurma imkanı sundu. Salon boyunca hissedilen duygu yoğunluğu, sergiyi geçmişle bugün arasında kurulan sessiz ama derin bir hafıza yolculuğuna dönüştürdü.
KOZMOPOLİT İZMİR’İN GÖRKEMİ YENİDEN CANLANDI
İki yaka arasında ortak belleğe temas eden sergi, kökleri 1895 yılına uzanan Photografion Bahaeddin Hamza Roustem arşivinden derlenen özel bir seçkiyle hazırlandı. Osmanlı coğrafyasının en uzun soluklu fotoğraf stüdyolarından biri olan bu mirasın bugünkü temsilcisi Mert Rüstem’in arşivinden sunulan kareler, İzmir ve çevresinin onlarca yıllık dönüşümünü gözler önüne serdi. Ziyaretçiler, Helenizmin ekonomik ve kültürel bir güç olarak zirveye ulaştığı, İzmir’in dünyanın en modern şehirleri arasında anıldığı döneme tanıklık etti. Fotoğraflar kentin çok dilli, çok kültürlü yapısını, sokaklarda yan yana akan yaşamları, ticaret ve kültürün iç içe geçtiği liman kentinin ritmini yansıttı. Kareler, mimari
ve insan manzaralarının ötesinde bir dönemin estetiğini, zihniyetini ve umutlarını bugüne aktardı. Kordelio (Karşıyaka) ve Bornova’daki seçkin mahalle yaşamı, Panionios Oyunları gibi simgesel etkinlikler ve Helenizmin ticaret hayatındaki belirleyici rolü, fotoğraflar aracılığıyla İzmir’in kozmopolit altın çağını bütünlüklü bir anlatıyla aktardı.
MYLONADİS: KÜLTÜR VE SPOR, EGE’NİN İKİ YAKASI ARASINDA GÜÇLÜ VE KALICI İLETİŞİM KÖPRÜLERİ KURUYOR
Fotoğraflar aracılığıyla İzmir’in sokakları, limanı, ticaret hayatı ve gündelik yaşamını yansıtan, kentin kozmopolit altın çağını anlatan siyah-beyaz fotoğraflardan oluşan “Smyrna / İzmir 1860-1920” fotoğraf sergisinin açılış konuşmasını yapan Homeros Sakız Adası Kiralık Odalar, Daireler ve Turistik Konutlar Birliği Başkanı Giorgos Mylonadis, Chios’u uluslararası kültürel etkinliklerle buluşturmayı hedefleyen yeni dışa açılım faaliyetlerini planladıkları dönemde, İzmir’de Mert Rüstem ile bir araya geldiklerini ve bu görüşmenin yakın ve verimli bir iş birliğinin temelini oluşturduğunu söyledi. Bu iş birliğinin, 2024 yılının başlarında şekillendiğini aktaran Mylonadis, aynı yılın Mayıs ayında Sakız Adası’nda düzenlenen dostluk temalı Türk-Yunan kadın voleybol karşılaşmalarının organizasyonunda
birlikte çalıştıklarını belirterek, “Bugün açılan fotoğraf sergisi de kurduğumuz bu güven ilişkisinin devamı niteliğinde. Kültür ve spor, Ege’nin iki yakası arasında güçlü ve kalıcı iletişim köprüleri kurabileceğini bir kez daha kanıtlıyor” dedi.
İZMİR 17. YÜZYILDAN İTİBAREN AKDENİZ’İN VİTRİNİ KONUMUNDAYDI
Sergi kapsamında İzmir’in tarihsel gelişimine de değinen Mylonadis, kentin 17. yüzyıldan itibaren Marsilya ile yarışan önemli bir liman şehri olarak Akdeniz’in vitrini konumuna yükseldiğini aktararak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şehrin nüfusu sürekli artıyor, adalardan ve Mora’dan gelen göçlerle Rum unsuru bu gelişimde başrolü oynuyordu. İzmir Levantenler, Ermeniler, Museviler ve Müslümanların bir arada yaşadığı, Aydınlanma Çağı’nın fikirlerine açık çok kültürlü bir toplumsal yapıya ve farklı dinlere sahipti. Rum toplumu İzmir’de ekonomik yaşamın yanı sıra sosyal alanda da önemli bir refah düzeyine ulaşmıştı. İnşa edilen okullar ve hastaneler kentin çehresini şekillendirmişti. Dönemin bilim insanları ve bankacıları arasında yer alan Rumlar, limana yakın ayrıcalıklı semtlerde yaşıyordu. Hemen yanlarındaki Frenk mahallesinde ise Avrupalılar, kulüpleri ve şık mağazalarıyla şehre tam bir Batı havası katıyordu. İyonya’nın bereketli toprakları, incir ve tütün üretiminin Rum ticari egemenliğinin temelini oluşturuyordu. Rum tüccarlar, Rum Ticaret Kulübü (Eliniki Emporiki Leshi) aracılığıyla ithalat ve ihracatı kontrol etmeyi başardılar. Zamanla kıyı şeridindeki toprakların ana sahibi haline gelerek 20. yüzyılın başlarına kadar silinmez bir iz bıraktılar.
RUM TOPLUMU, ŞEHRİN EKONOMİK HAYATINA YÖN VEREREK BAŞROL OYNADI
Osmanlı Devleti tarafından 1860 yılında kurulan Sanayi Islahat Komisyonu'nun, imparatorluğun sanayileşme sürecinin başlangıcı olduğunu hatırlatan Mylonadis, “Bu süreçte Rum toplumu, şehrin ekonomik hayatına yön vererek başrol oynadı. 20. yüzyılın başlarında kentteki 5 bin 300 sanayi ve zanaat işletmesinin yaklaşık 4 bini Rumlara aitti. Özellikle 1920 İzmir’inde, mevcut 391 fabrikanın 322’si Rum girişimcilerin mülkiyetindeydi. Rumlar 1850’li yıllardan itibaren ithalat ve ihracat ticaretinde güçlü bir orta sınıf oluşturmuştu. İzmir, kuru üzüm, incir ve tütün ürünleriyle Batı’ya açılan başlıca ihracat kapısıydı. Halıcılık, tekstil ve iplik üretimi dönemin en önemli sanayi kollarıydı. Limanın
gelişimi, hayati öneme sahip demiryolu ağlarının inşasıy≥şlo8la (1866'da İzmir-Aydın ve 1885'te Bağdat-İzmir hattının bir parçası) daha da hızlandı. Aynı zamanda, 19. yüzyılın sonlarında yelkenli gemilerden buharlı gemilere geçiş, deniz taşımacılığını modernize etti. Bu dönemde Osmanlı bayrağı taşıyan gemilerin sayısı çoğunluktaydı.”
KENTSEL MODERNLEŞME VE ENTELEKTÜEL CANLANMA
19. yüzyılın ikinci yarısında İzmir’in Selanik’e benzer biçimde kapsamlı bir kentsel modernleşme süreci yaşadığını dile getiren Mylonadis, “Şehir dokusu dar gelirli kesimlerin yaşadığı Yukarı Şehir (Pano Poli) ile varlıklı sınıfların tercih ettiği ayrıcalıklı bölgeler şeklinde yeniden şekillenmişti. Ekonomik canlanma ve Batılılaşma, entelektüel gelişimi de beraberinde getirmişti. Rum toplumu kentteki en yüksek okul ve öğrenci sayısına sahip topluluktu. 1733’te kurulan Evangelik Mektebi, 1837’de açılan Merkez Kız
Lisesi ve 1881’de faaliyete geçen Omerion Kız Lisesi dönemin saygın eğitim kurumları arasında yer alıyordu. 20. yüzyılın başlarında, aralarında Amalthia ve ;Estia'nın da bulunduğu 8 Rumca gazetenin yayımlanması, şehirdeki zengin kültürel hayatın bir göstergesiydi. Küçük Asya Felaketinden kısa bir süre önce, Rum yönetimi İzmir Üniversitesi'nin temellerini atmıştı. 1896'da başlayan sembolik Panionian Oyunları ise sadece sportif bir etkinlik değil, İzmir Rum toplumunun yüksek organizasyon
kabiliyetinin ve eğitim seviyesinin somut bir kanıtıydı” dedi.
TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ FOTOĞRAF KOLEKSİYONERLERİNDEN BİRİ
Konuşmasında Mert Rüstem’in yaşam öyküsüne de yer veren Mylonadis, İzmir’de doğan Rüstem’in Türkiye’nin ilk fotoğraf stüdyolarından birinin kurucusu ve döneminin önemli isimlerinin resmi fotoğrafçısı olan Hamza Rüstem’in torunu olarak, İzmir’in sosyal yaşamını belgeleyen zengin bir arşivin içinde büyüdüğünü aktardı. Rüstem’in büyükbabasının izinden giderek kendini fotoğrafa ve fotoğraf tarihine adadığını vurgulayan Mylonadis, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Mert Rüstem, bugün İzmir ve Girit odaklı değerli koleksiyonuyla Türkiye’nin en önemli fotoğraf koleksiyonerlerinden biri kabul ediliyor. Toplumsal katkılarının en önemli noktası ise Karşıyaka Belediyesi bünyesinde kurulan 'Hamza Rüstem Fotoğraf Müzesi. Müzenin kuruluşunda belirleyici bir rol oynamış olup, halen müzenin danışma kurulu üyesi olarak bilgi ve birikimini paylaşmaya devam ediyor.”
MERT RÜSTEM: "AMACIM ORTAK HOŞGÖRÜYÜ ANIMSATMAK"
Mylonadis’in konuşmasının ardından serginin küratörü ve koleksiyonun sahibi Mert Rüstem söz alarak, serginin çıkış noktası ve taşıdığı anlam hakkında değerlendirmelerde bulundu. Rüstem, serginin ilkini geçtiğimiz yıl Ekim ayında Midilli’de açtığını hatırlatarak, ikincisini ise Mübadele Anlaşması’nın yıl dönümünde Sakız Adası’nda açmaktan büyük mutluluk duyduğunu dile getirdi.
Konuşmasında, İzmir’in geçmişte Rumlar, Türkler, Hristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler ve
Levantenlerin bir arada yaşadığı çok kültürlü yapısına dikkat çeken Rüstem, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada yalnızca bir şehri sergilemiyoruz, o şehrin ruhunu, hafızasını ve birlikte yaşama kültürünü görünür kılıyoruz. Bu serginin iki temel amacı var. İlki, Müslüman Türklerin ağırlıklı olduğu, pek çok farklı halkın barış içinde yaşadığı o çok kültürlü, çok inançlı ve çok dilli kozmopolit yapısıyla 20. yüzyılın önemli ticaret merkezlerinden İzmir’i anımsatmak. Şehir, tiyatroları, sinemaları, tramvayı, limanı, hastaneleri ve modern altyapısıyla Avrupa’nın önde gelen kentleriyle yarışıyordu. Bu görsel hafızayı fotoğraflarla yaşatmak istiyorum. Aynı zamanda yüzyıllardır aynı denizi paylaşan Türk ve Yunan halklarının hoşgörü ve saygı temelinde bir arada yaşayabildiğini hatırlatmayı amaçlıyorum. 1922’de buraya göç edenlerin torunlarına da atalarının yürüdüğü o şık sokakları ve yaşamın kalbinin attığı limanı tüm gerçekliğiyle göstermek istedim.”
SERGİ, GEÇMİŞLE KURULAN DUYGUSAL BİR TEMAS NİTELİĞİNDE
Rüstem, dedesinin objektifinden bugüne ulaşan karelerin sıradan bir arşiv olmanın ötesinde, bir kentin birlikte yaşama kültürünü kayıt altına aldığını vurgulayarak, “Sergide yer alan fotoğraflar sadece İzmir’in sokaklarını, binalarını ya da insanlarını göstermiyor. Aynı zamanda bir kentin birlikte yaşama kültürünü, çok dilliliğini, gündelik hayatını ve belleğini kayıt altına alıyor. Dedemin objektifi, İzmir’in hafızası haline geldi. 1922 ve sonrasında yaşananlar, siyasi bir kırılmanın ötesinde gündelik hayatların, mahallelerin ve komşulukların da kopuşuydu. Bu sergi, mübadeleyle yerinden edilen insanların geride bıraktığı yaşamların görsel kaydı aynı zamanda. Bu fotoğraflara bakan birçok kişi, büyüklerinden dinlediği hikayelerin görsel karşılığını görüyor. İzmir’de bırakılan evler, sokaklar ve hayatlar, burada yeniden hatırlanıyor. Bu nedenle sergi, geçmişle kurulan duygusal bir temas niteliği
taşıyor” diye konuştu.
ASIRLIK MİRASIN SON TEMSİLCİSİ
Kimliğini ve köklerini anlatırken fotoğrafçılık tarihine değinen Rüstem, dededen toruna mirasına olan bağlılığına değinerek sözlerini şöyle noktaladı:
“1895’te Girit’te kurulan ve Osmanlı topraklarında Müslümanlar tarafından açılan ilk fotoğrafhane olan Photografion Bahaeddin Hamza Roustem’in, 1925’te İzmir’e taşınan mirasının son temsilcisiyim. Yıllardır aile mirasına sahip çıktığım gibi Osmanlı dönemi Girit ve Cumhuriyet öncesi ve sonrası İzmir’in fotoğraflar ve kartpostallarda yaşayan anılarına da sahip çıkıyorum. Dedem Hamza Rüstem’in objektifinden bize kalan bu fotoğraflar birer emanet. Yazdığım kitapların ve açtığım sergilerin kaynağı, sahibi olduğum bu koleksiyondur. Smyrna 1860-1920 Sergisi de o yıllar kentimizin yaşamını, sosyal
hayatını ve mimarisini anlatan 57 fotoğraftan oluşan bir şerhidir. Hedefim bu sergiyi davet aldığım Türkiye ve Yunanistan’da yer alan sergi salonlarına götürmek."
GELECEĞE UZANAN BİR HAFIZA
İzmir’in 19. yüzyılın ikinci yarısından 1920’lere uzanan kozmopolit geçmişini Sakız Adası sakinleriyle buluşturan sergi, özellikle mübadele ile adaya yerleşen sığınmacıların torunları için atalarının topraklarına yapılan duygusal bir yolculuk niteliği taşıdı. Tarihçiler ve sanatseverler, bu serginin Ege’nin iki kıyısı arasındaki kültürel bağı güçlendiren en somut belgelerden biri olduğunu ifade etti. Mert Rüstem’in koleksiyonu “İzmir 1860-1920” fotoğraf sergisi, hoşgörünün, sevginin ve birlikte yaşama kültürünün görsel hafızası olarak 13 Şubat 2026 tarihine kadar Homerion Kültür Merkezi Sergi Salonu’nda ziyaret edilebilecek.
Fulya OMAÇ / Sakız Adası - YUNANİSTAN

Homeros Sakız Adası Kiralık Odalar, Daireler ve Turistik Konutlar Birliği Başkanı Giorgos Mylonadis, Türkiye’nin ilk fotoğraf stüdyolarından birinin kurucusu Hamza Rüstem’in
torunu Mert Rüstem ile serginin açılışında

Sakız Adası Belediyesi Turizmden Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Georgios Christakis, Sakız Adası Turizm Kurumu Başkanı Kostas Moundros sergiyle ilgili
izlenimlerini adanın yerel basını Politischios’a ve Yunan Devlet Televizyonu
ERT3’e anlatıyor

Sakız Belediyesi Turizm Ofisi Müdürü Rena Pagoudi Damigou da Homeros Sakız Adası Kiralık Odalar, Daireler ve Turistik Konutlar Birliği Başkanı Giorgos Mylonadis organizasyonunda düzenlenen Mert Rüstem’in sergisine katıldı

Georgios Christakis, Sakız Otelciler Birliği Başkanı Mitsi Paidousi-Avgerinou,
turizmci Venia Lipari, Giorgos Mylonadis

"İzmir 1860-1920” fotoğraf sergisi, 3 Şubat 2026 tarihine kadar Homerion Kültür Merkezi
Sergi Salonu’nda ziyaret edilebilecek.

Dedesinin mirasını bugüne taşıyan fotoğraflarla Sakız’da sergi açan Mert Rüstem’in İzmir
1860-1920” sergisinden görseller




Türk ve Yunan halklarının kaderini şekillendiren Lozan Mübadele Anlaşması’nın 103. yıl dönümünde, Ege’nin suları bu kez hüzün yerine asırlık bir dostluğu kıyıya taşıdı. İzmir’in “Doğu’nun Küçük Parisi” olarak anıldığı ihtişamlı yıllar, Türkiye’nin en köklü fotoğraf miraslarından birini temsil eden İzmirli fotoğrafçı ve koleksiyoner Mert Rüstem’in aile arşivinden süzülen nadide karelerle Chios / Sakız Adası’nda açılan çok özel bir sergiyle yeniden hayat buldu. Homeros Sakız Adası Kiralık Odalar, Daireler ve Turistik Eşyalı Evler Derneği’nin kültürel etkinlikleri kapsamında, Homerion Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Smyrna / İzmir 1860-1920” başlıklı fotoğraf sergisi, 30 Ocak’ta görkemli bir törenle kapılarını sanatseverlere açtı.
Bir asır önce ayrılan hayatları ortak bir hafıza köprüsünde buluşturan sergi, 57 siyah-beyaz
fotoğraftan oluşan güçlü seçkisiyle yoğun ilgi gördü. Serginin açılışı, Sakız Adası Belediyesi Turizmden Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Georgios Christakis, Sakız Adası Turizm Kurumu Başkanı Kostas Moundros, Sosyal Yardım ve Çocuk Hizmetlerinden Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Argyris Giammas, Sakız Otelciler Birliği Başkanı Mitsi Paidousi-Avgerinou, bir önceki dönem Sakız Belediyesi Turizm Ofisi Müdürü Rena Pagoudi Damigou ile turizmci Venia Lipari’nın yanı sıra, adanın dört bir yanından Sakızlılar, Batı Anadolu - İzmir kökenli ailelerin torunları, turizm profesyonelleri ve Mert
Rüstem’e eşlik eden İzmirli Türk ziyaretçilerin katılımıyla gerçekleşti. Sergiyi gezen ziyaretçiler, 19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın başlarına uzanan bir zaman yolculuğunda İzmir’in sokaklarına, limanına ve gündelik yaşamına tanıklık etti. Sergi, Yunan devlet televizyonu ERT3 ile Sakız Adası’nın köklü medya kuruluşlarından Politischios tarafından da takip edilerek, haberleştirildi.
ORTAK TARİHE DUYGUSAL BİR BAKIŞ
Serginin açılış tarihinin, Lozan’da imzalanan mübadele sözleşmesinin yıldönümüne denk getirilmesi, etkinliğe kültürel bir sergiden öte "tarihi bir saygı duruşu" niteliği kazandırdı. Sergide, İzmir’i Doğu Akdeniz’in önemli entelektüel merkezlerinden biri haline getiren Rum varlığı ve 1922’ye kadar süren kozmopolit yaşam, yapılan özel sunumla ele alındı. Bu anlatım, özellikle İzmir’den Sakız Adası’na göç eden ailelerin torunları için geçmişle yüzleşme, aidiyet duygusunu yeniden kurma ve atalarının doğup
büyüdüğü topraklarla bağ kurma imkanı sundu. Salon boyunca hissedilen duygu yoğunluğu, sergiyi geçmişle bugün arasında kurulan sessiz ama derin bir hafıza yolculuğuna dönüştürdü.
KOZMOPOLİT İZMİR’İN GÖRKEMİ YENİDEN CANLANDI
İki yaka arasında ortak belleğe temas eden sergi, kökleri 1895 yılına uzanan Photografion Bahaeddin Hamza Roustem arşivinden derlenen özel bir seçkiyle hazırlandı. Osmanlı coğrafyasının en uzun soluklu fotoğraf stüdyolarından biri olan bu mirasın bugünkü temsilcisi Mert Rüstem’in arşivinden sunulan kareler, İzmir ve çevresinin onlarca yıllık dönüşümünü gözler önüne serdi. Ziyaretçiler, Helenizmin ekonomik ve kültürel bir güç olarak zirveye ulaştığı, İzmir’in dünyanın en modern şehirleri arasında anıldığı döneme tanıklık etti. Fotoğraflar kentin çok dilli, çok kültürlü yapısını, sokaklarda yan yana akan yaşamları, ticaret ve kültürün iç içe geçtiği liman kentinin ritmini yansıttı. Kareler, mimari
ve insan manzaralarının ötesinde bir dönemin estetiğini, zihniyetini ve umutlarını bugüne aktardı. Kordelio (Karşıyaka) ve Bornova’daki seçkin mahalle yaşamı, Panionios Oyunları gibi simgesel etkinlikler ve Helenizmin ticaret hayatındaki belirleyici rolü, fotoğraflar aracılığıyla İzmir’in kozmopolit altın çağını bütünlüklü bir anlatıyla aktardı.
MYLONADİS: KÜLTÜR VE SPOR, EGE’NİN İKİ YAKASI ARASINDA GÜÇLÜ VE KALICI İLETİŞİM KÖPRÜLERİ KURUYOR
Fotoğraflar aracılığıyla İzmir’in sokakları, limanı, ticaret hayatı ve gündelik yaşamını yansıtan, kentin kozmopolit altın çağını anlatan siyah-beyaz fotoğraflardan oluşan “Smyrna / İzmir 1860-1920” fotoğraf sergisinin açılış konuşmasını yapan Homeros Sakız Adası Kiralık Odalar, Daireler ve Turistik Konutlar Birliği Başkanı Giorgos Mylonadis, Chios’u uluslararası kültürel etkinliklerle buluşturmayı hedefleyen yeni dışa açılım faaliyetlerini planladıkları dönemde, İzmir’de Mert Rüstem ile bir araya geldiklerini ve bu görüşmenin yakın ve verimli bir iş birliğinin temelini oluşturduğunu söyledi. Bu iş birliğinin, 2024 yılının başlarında şekillendiğini aktaran Mylonadis, aynı yılın Mayıs ayında Sakız Adası’nda düzenlenen dostluk temalı Türk-Yunan kadın voleybol karşılaşmalarının organizasyonunda
birlikte çalıştıklarını belirterek, “Bugün açılan fotoğraf sergisi de kurduğumuz bu güven ilişkisinin devamı niteliğinde. Kültür ve spor, Ege’nin iki yakası arasında güçlü ve kalıcı iletişim köprüleri kurabileceğini bir kez daha kanıtlıyor” dedi.
İZMİR 17. YÜZYILDAN İTİBAREN AKDENİZ’İN VİTRİNİ KONUMUNDAYDI
Sergi kapsamında İzmir’in tarihsel gelişimine de değinen Mylonadis, kentin 17. yüzyıldan itibaren Marsilya ile yarışan önemli bir liman şehri olarak Akdeniz’in vitrini konumuna yükseldiğini aktararak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şehrin nüfusu sürekli artıyor, adalardan ve Mora’dan gelen göçlerle Rum unsuru bu gelişimde başrolü oynuyordu. İzmir Levantenler, Ermeniler, Museviler ve Müslümanların bir arada yaşadığı, Aydınlanma Çağı’nın fikirlerine açık çok kültürlü bir toplumsal yapıya ve farklı dinlere sahipti. Rum toplumu İzmir’de ekonomik yaşamın yanı sıra sosyal alanda da önemli bir refah düzeyine ulaşmıştı. İnşa edilen okullar ve hastaneler kentin çehresini şekillendirmişti. Dönemin bilim insanları ve bankacıları arasında yer alan Rumlar, limana yakın ayrıcalıklı semtlerde yaşıyordu. Hemen yanlarındaki Frenk mahallesinde ise Avrupalılar, kulüpleri ve şık mağazalarıyla şehre tam bir Batı havası katıyordu. İyonya’nın bereketli toprakları, incir ve tütün üretiminin Rum ticari egemenliğinin temelini oluşturuyordu. Rum tüccarlar, Rum Ticaret Kulübü (Eliniki Emporiki Leshi) aracılığıyla ithalat ve ihracatı kontrol etmeyi başardılar. Zamanla kıyı şeridindeki toprakların ana sahibi haline gelerek 20. yüzyılın başlarına kadar silinmez bir iz bıraktılar.
RUM TOPLUMU, ŞEHRİN EKONOMİK HAYATINA YÖN VEREREK BAŞROL OYNADI
Osmanlı Devleti tarafından 1860 yılında kurulan Sanayi Islahat Komisyonu'nun, imparatorluğun sanayileşme sürecinin başlangıcı olduğunu hatırlatan Mylonadis, “Bu süreçte Rum toplumu, şehrin ekonomik hayatına yön vererek başrol oynadı. 20. yüzyılın başlarında kentteki 5 bin 300 sanayi ve zanaat işletmesinin yaklaşık 4 bini Rumlara aitti. Özellikle 1920 İzmir’inde, mevcut 391 fabrikanın 322’si Rum girişimcilerin mülkiyetindeydi. Rumlar 1850’li yıllardan itibaren ithalat ve ihracat ticaretinde güçlü bir orta sınıf oluşturmuştu. İzmir, kuru üzüm, incir ve tütün ürünleriyle Batı’ya açılan başlıca ihracat kapısıydı. Halıcılık, tekstil ve iplik üretimi dönemin en önemli sanayi kollarıydı. Limanın
gelişimi, hayati öneme sahip demiryolu ağlarının inşasıy≥şlo8la (1866'da İzmir-Aydın ve 1885'te Bağdat-İzmir hattının bir parçası) daha da hızlandı. Aynı zamanda, 19. yüzyılın sonlarında yelkenli gemilerden buharlı gemilere geçiş, deniz taşımacılığını modernize etti. Bu dönemde Osmanlı bayrağı taşıyan gemilerin sayısı çoğunluktaydı.”
KENTSEL MODERNLEŞME VE ENTELEKTÜEL CANLANMA
19. yüzyılın ikinci yarısında İzmir’in Selanik’e benzer biçimde kapsamlı bir kentsel modernleşme süreci yaşadığını dile getiren Mylonadis, “Şehir dokusu dar gelirli kesimlerin yaşadığı Yukarı Şehir (Pano Poli) ile varlıklı sınıfların tercih ettiği ayrıcalıklı bölgeler şeklinde yeniden şekillenmişti. Ekonomik canlanma ve Batılılaşma, entelektüel gelişimi de beraberinde getirmişti. Rum toplumu kentteki en yüksek okul ve öğrenci sayısına sahip topluluktu. 1733’te kurulan Evangelik Mektebi, 1837’de açılan Merkez Kız
Lisesi ve 1881’de faaliyete geçen Omerion Kız Lisesi dönemin saygın eğitim kurumları arasında yer alıyordu. 20. yüzyılın başlarında, aralarında Amalthia ve ;Estia'nın da bulunduğu 8 Rumca gazetenin yayımlanması, şehirdeki zengin kültürel hayatın bir göstergesiydi. Küçük Asya Felaketinden kısa bir süre önce, Rum yönetimi İzmir Üniversitesi'nin temellerini atmıştı. 1896'da başlayan sembolik Panionian Oyunları ise sadece sportif bir etkinlik değil, İzmir Rum toplumunun yüksek organizasyon
kabiliyetinin ve eğitim seviyesinin somut bir kanıtıydı” dedi.
TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ FOTOĞRAF KOLEKSİYONERLERİNDEN BİRİ
Konuşmasında Mert Rüstem’in yaşam öyküsüne de yer veren Mylonadis, İzmir’de doğan Rüstem’in Türkiye’nin ilk fotoğraf stüdyolarından birinin kurucusu ve döneminin önemli isimlerinin resmi fotoğrafçısı olan Hamza Rüstem’in torunu olarak, İzmir’in sosyal yaşamını belgeleyen zengin bir arşivin içinde büyüdüğünü aktardı. Rüstem’in büyükbabasının izinden giderek kendini fotoğrafa ve fotoğraf tarihine adadığını vurgulayan Mylonadis, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Mert Rüstem, bugün İzmir ve Girit odaklı değerli koleksiyonuyla Türkiye’nin en önemli fotoğraf koleksiyonerlerinden biri kabul ediliyor. Toplumsal katkılarının en önemli noktası ise Karşıyaka Belediyesi bünyesinde kurulan 'Hamza Rüstem Fotoğraf Müzesi. Müzenin kuruluşunda belirleyici bir rol oynamış olup, halen müzenin danışma kurulu üyesi olarak bilgi ve birikimini paylaşmaya devam ediyor.”
MERT RÜSTEM: "AMACIM ORTAK HOŞGÖRÜYÜ ANIMSATMAK"
Mylonadis’in konuşmasının ardından serginin küratörü ve koleksiyonun sahibi Mert Rüstem söz alarak, serginin çıkış noktası ve taşıdığı anlam hakkında değerlendirmelerde bulundu. Rüstem, serginin ilkini geçtiğimiz yıl Ekim ayında Midilli’de açtığını hatırlatarak, ikincisini ise Mübadele Anlaşması’nın yıl dönümünde Sakız Adası’nda açmaktan büyük mutluluk duyduğunu dile getirdi.
Konuşmasında, İzmir’in geçmişte Rumlar, Türkler, Hristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler ve
Levantenlerin bir arada yaşadığı çok kültürlü yapısına dikkat çeken Rüstem, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada yalnızca bir şehri sergilemiyoruz, o şehrin ruhunu, hafızasını ve birlikte yaşama kültürünü görünür kılıyoruz. Bu serginin iki temel amacı var. İlki, Müslüman Türklerin ağırlıklı olduğu, pek çok farklı halkın barış içinde yaşadığı o çok kültürlü, çok inançlı ve çok dilli kozmopolit yapısıyla 20. yüzyılın önemli ticaret merkezlerinden İzmir’i anımsatmak. Şehir, tiyatroları, sinemaları, tramvayı, limanı, hastaneleri ve modern altyapısıyla Avrupa’nın önde gelen kentleriyle yarışıyordu. Bu görsel hafızayı fotoğraflarla yaşatmak istiyorum. Aynı zamanda yüzyıllardır aynı denizi paylaşan Türk ve Yunan halklarının hoşgörü ve saygı temelinde bir arada yaşayabildiğini hatırlatmayı amaçlıyorum. 1922’de buraya göç edenlerin torunlarına da atalarının yürüdüğü o şık sokakları ve yaşamın kalbinin attığı limanı tüm gerçekliğiyle göstermek istedim.”
SERGİ, GEÇMİŞLE KURULAN DUYGUSAL BİR TEMAS NİTELİĞİNDE
Rüstem, dedesinin objektifinden bugüne ulaşan karelerin sıradan bir arşiv olmanın ötesinde, bir kentin birlikte yaşama kültürünü kayıt altına aldığını vurgulayarak, “Sergide yer alan fotoğraflar sadece İzmir’in sokaklarını, binalarını ya da insanlarını göstermiyor. Aynı zamanda bir kentin birlikte yaşama kültürünü, çok dilliliğini, gündelik hayatını ve belleğini kayıt altına alıyor. Dedemin objektifi, İzmir’in hafızası haline geldi. 1922 ve sonrasında yaşananlar, siyasi bir kırılmanın ötesinde gündelik hayatların, mahallelerin ve komşulukların da kopuşuydu. Bu sergi, mübadeleyle yerinden edilen insanların geride bıraktığı yaşamların görsel kaydı aynı zamanda. Bu fotoğraflara bakan birçok kişi, büyüklerinden dinlediği hikayelerin görsel karşılığını görüyor. İzmir’de bırakılan evler, sokaklar ve hayatlar, burada yeniden hatırlanıyor. Bu nedenle sergi, geçmişle kurulan duygusal bir temas niteliği
taşıyor” diye konuştu.
ASIRLIK MİRASIN SON TEMSİLCİSİ
Kimliğini ve köklerini anlatırken fotoğrafçılık tarihine değinen Rüstem, dededen toruna mirasına olan bağlılığına değinerek sözlerini şöyle noktaladı:
“1895’te Girit’te kurulan ve Osmanlı topraklarında Müslümanlar tarafından açılan ilk fotoğrafhane olan Photografion Bahaeddin Hamza Roustem’in, 1925’te İzmir’e taşınan mirasının son temsilcisiyim. Yıllardır aile mirasına sahip çıktığım gibi Osmanlı dönemi Girit ve Cumhuriyet öncesi ve sonrası İzmir’in fotoğraflar ve kartpostallarda yaşayan anılarına da sahip çıkıyorum. Dedem Hamza Rüstem’in objektifinden bize kalan bu fotoğraflar birer emanet. Yazdığım kitapların ve açtığım sergilerin kaynağı, sahibi olduğum bu koleksiyondur. Smyrna 1860-1920 Sergisi de o yıllar kentimizin yaşamını, sosyal
hayatını ve mimarisini anlatan 57 fotoğraftan oluşan bir şerhidir. Hedefim bu sergiyi davet aldığım Türkiye ve Yunanistan’da yer alan sergi salonlarına götürmek."
GELECEĞE UZANAN BİR HAFIZA
İzmir’in 19. yüzyılın ikinci yarısından 1920’lere uzanan kozmopolit geçmişini Sakız Adası sakinleriyle buluşturan sergi, özellikle mübadele ile adaya yerleşen sığınmacıların torunları için atalarının topraklarına yapılan duygusal bir yolculuk niteliği taşıdı. Tarihçiler ve sanatseverler, bu serginin Ege’nin iki kıyısı arasındaki kültürel bağı güçlendiren en somut belgelerden biri olduğunu ifade etti. Mert Rüstem’in koleksiyonu “İzmir 1860-1920” fotoğraf sergisi, hoşgörünün, sevginin ve birlikte yaşama kültürünün görsel hafızası olarak 13 Şubat 2026 tarihine kadar Homerion Kültür Merkezi Sergi Salonu’nda ziyaret edilebilecek.
Fulya OMAÇ / Sakız Adası - YUNANİSTAN

Homeros Sakız Adası Kiralık Odalar, Daireler ve Turistik Konutlar Birliği Başkanı Giorgos Mylonadis, Türkiye’nin ilk fotoğraf stüdyolarından birinin kurucusu Hamza Rüstem’in
torunu Mert Rüstem ile serginin açılışında

Sakız Adası Belediyesi Turizmden Sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Georgios Christakis, Sakız Adası Turizm Kurumu Başkanı Kostas Moundros sergiyle ilgili
izlenimlerini adanın yerel basını Politischios’a ve Yunan Devlet Televizyonu
ERT3’e anlatıyor

Sakız Belediyesi Turizm Ofisi Müdürü Rena Pagoudi Damigou da Homeros Sakız Adası Kiralık Odalar, Daireler ve Turistik Konutlar Birliği Başkanı Giorgos Mylonadis organizasyonunda düzenlenen Mert Rüstem’in sergisine katıldı

Georgios Christakis, Sakız Otelciler Birliği Başkanı Mitsi Paidousi-Avgerinou,
turizmci Venia Lipari, Giorgos Mylonadis

"İzmir 1860-1920” fotoğraf sergisi, 3 Şubat 2026 tarihine kadar Homerion Kültür Merkezi
Sergi Salonu’nda ziyaret edilebilecek.

Dedesinin mirasını bugüne taşıyan fotoğraflarla Sakız’da sergi açan Mert Rüstem’in İzmir
1860-1920” sergisinden görseller










FACEBOOK YORUMLAR