google.com, pub-8298445685675651, DIRECT, f08c47fec0942fa0

KARAMAHMUTOĞLU: "YUSUF TEKİN HİÇBİR SORUMLULUĞU YOKMUŞ GİBİ GÖREVİNİN BAŞINDA KALABİLİYOR"

Zafer Partisi sözcüsü Azmi Karamahmutoğlu, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

KARAMAHMUTOĞLU: "YUSUF TEKİN HİÇBİR SORUMLULUĞU YOKMUŞ GİBİ GÖREVİNİN BAŞINDA KALABİLİYOR"
20 Nisan 2026 - 18:45

Zafer Partisi Azmi Karamahmutoğlu partisinin olağan basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

Karamahmutoğlu şunları söyledi:

 “Geçen hafta, 14 Nisan günü Şanlıurfa'da ne yazık ki bütün Türkiye'yi acıya, eleme boğan bir okul saldırısı yaşadık. 16 öğrencimiz bu saldırıda yaralandı. Yaralı öğrencilerimize acil şifalar diliyoruz. Fakat bu olaydan hemen bir gün sonra, 15 Nisan günü, bu kez Kahramanmaraş ilinde yine bir okulda, bu kez ortaokulda bir saldırı gerçekleşti ve ne yazık ki 8 öğrencimizi ve bir de kahraman öğretmenimizi bu saldırıda kaybettik. 8 fidan, 8 öğrenci kaybedildi. Her birinin ailesi için birer kıyamet anlamına gelen bu acı olayın ardından ailelere başsağlığı, hastanede tedavi görmekte olan yaralılara da acil şifalar diliyoruz."

"Bu kahredici silahlı saldırının sorumluluğu ne yazık ki yalnızca saldırıyı yapan öğrencilerin üzerine bırakıldı. Hem Şanlıurfa'da hem Kahramanmaraş'ta. Oysa uzun yıllardır sokakları, caddeleri güvensiz halde bırakılan ülkemizin, artık görüldüğü gibi okullarında da gençlerimizin güvende olmadıklarını büyük bir acıyla deneyimledik, tecrübe ettik. AKP hükümeti, 9 ailenin kıyameti olan bu silahlı saldırının sorumluluğunu üstlenmedi. Türk Milli Eğitiminin üzerine karabalık gibi çökmüş olan AKP'li Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi utanmadan görevinin başında kalabiliyor. Hakeza AKP hükümetinin İçişleri Bakanı, çocuklarımızın güvenliğini sağlayamamış olmanın sorumluluğunu üzerine almadan aynı şekilde arsızca koltuğunda oturmayı sürdürebiliyor. Evlatlarını kaybeden, kıyametlerini yaşayan ailelerin acısına hürmeten istifa ederek özür dileme nezaketini bile gösteremiyorlar."

"Ülkemizde kötü giden her şeyi sahipsiz bırakarak hiçbir şeyin sorumluluğunu üstüne almayan bu müflis AKP hükümeti, krizdeki ülke ekonomisinden tutun, sokaklara taşıp, artık sokaklardan okullara kadar uzanan, taşınan bu asayişsizliğin sorumlusu, müsebbibi olan müflis AKP hükümeti, artık Türk halkının sırtında taşıyamayacağı bir yük haline gelmiştir. AKP hükümeti gecikmeksizin bir an önce Anayasanın zorunlu kıldığı ara seçime giderek güven oyu tazelemesi yapmak zorundadır. Ya erken seçim ya ara seçim. Tükenmiş AKP hükümetini, 2028 yılının Mayıs ayına kadar yani olağan seçim tarihine kadar yani önümüzdeki uzunca iki yıllık süre boyunca taşıyabilmemiz, önümüzdeki koskoca iki yılı daha AKP hükümetiyle geçirebilmemiz mümkün değildir. Artık Türkiye'mizin üzerine bir kara basan gibi çöken bu hükümetin varlığı ülkemiz için bir kabus haline gelmiştir. Türkiye'miz AKP'yi sırtından atmalıdır. Ya erken seçim ya da ara seçim.

AKP hükümeti eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in de içinde olduğu şüphesi bulunan maktul Gülistan Doku cinayetini altı yıldır aydınlatılmamış olmasının sorumlusu hiç şüphesiz AKP hükümetinin Bakanlıkları ve bu bakanlıklarda çalıştırılan siyasi iradeyle yönlendirilen bürokrat kadrolardır. Ülkenin başkenti Ankara'da işlenen Sinan Ateş siyasal cinayetinin azmettiricilerinin kim olduğunun bunca senedir aydınlatılmamış olması, Tunceli'deki Gülistan Doku cinayetinin altı yıldır faili meçhul kalmasının sebeplerinden biridir. Ve ne yazık ki faili meçhul kayıp ve cinayetlerin dosyaları bunlarla sınırlı değildir. AKP iktidarından güç devşirenlerin şüphelisi konumunda olduğu bu dosyalar halen daha açıktır ve meslek etiği, ahlakı, vicdanı yüksek olan kahraman savcı ve hakimlerin adalete ve insanlığa el atmasını bekliyor bu açıkta bulunan dosyalar. Tunceli'de görev yapmakta olan son bu dosyayı açan savcımızın sergilemiş olduğu gibi meslek etiği, ahlak ve vicdan sahibi olduğunu gösterecek savcılara, hakimlere memleketin ve açıkta bekleyen bu faili meçhul dosyaların ihtiyacı var.

Türkiye'mizde emniyetin ve adaletin yeniden tesis edilebilmesi AKP hükümetinin varlığında imkansız görünmektedir. Çünkü çürüme başlayalı uzun yıllar oldu ve bu çürüme onu başlatan AKP eliyle giderilemez, düzeltilemez. Bu dönemin, bu AKP'nin yaratmış olduğu çürümüşlüğün bu dönemin üzerini kireçle örtmeliyiz. Görünen o ki, tek tek ilgili ve sorumlu bakanların istifası bile yeterli olmayacak, topyekûn AKP hükümetinin ülkemizin yakasından düşmesini sağlayabilmemiz gerekecektir. Bunu sağlayabilmek için vatandaşların, seçmenin muhalefet partilerinin etrafında birleşmesi, politik bir dayanışma sergilemesi, muhalefeti desteklemesi, güçlendirmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. Yakalarımıza taktığımız, sahip olduğumuz rozetlerden çok çok daha kıymetli, değerli ve önemlidir, hayatidir.

Değerli Türk kamuoyu, son bir buçuk yıldır meşgul edildiğimiz bir ikinci çözüm ihanet süreciyle ilgili olarak geldiğimiz aşamayı her ne kadar perde gerisinde tutulsa da dikkatlerinize sunmak istiyorum. Cumhur İttifakı iktidarı, yani AKP - Devlet Bahçeli birlikteliği son bir buçuk yıldır ülkemizin bütün sorunlarını göz ardı edip çözülmesi gereken öncelikli mesele olarak, narkoterör örgütü PKK'nın başı olan bebek katili Abdullah Öcalan'ın umut hakkı denerek salıverilmesi ve 60 bin yurttaşımızın katilinin statü sahibi edilmesini en ön sıraya koymuştur. Memleketin öncelikli çözüm bekleyen meselelerinde en ön sıraya bunları koymuştur. AKP Bahçeli hükümetinin önceliği budur. Bir terörist başından, baş teröristen baş müzakereci yaratmaya ve bunu Türk halkına kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bunun için de yeni bir Anayasa dayatmaya çabalıyorlar. Oysa Türk milleti, egemenliğinin ve Cumhuriyet Türkiye'sinin ölüm fermanı olacak böyle bir Anayasa dayatmasının karşısında duracaktır. Bugüne kadar giriştiğiniz, denemeye çabaladığınız, hatta hazırlayıp bitirdiğiniz ve sandığa kilitlediğiniz o yeni Anayasayı halkın huzuruna getirmeye cesaret edemeyeceksiniz.

Değerli basın mensupları,

Son haftanın bir diğer tartışmasına ilişkin Zafer Partisi'nin tespitlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Hatırlayınız iki hafta önce yine burada yapmış olduğumuz basın açıklamasında ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack için diplomatik gelenekte istenmeyen adam ilan edilmeye müstahak olduğunu söylemiştik. Atatürk Türkiye'sini Orta Doğu'da tayin edilmiş emirlikler ile karıştıran ve Türkiye için de mutlak gücü elinde bulunduran bir tek adam rejimini salık veren, tavsiye eden küstah açıklamasını ‘diplomatik bir gah’ diyerek geçiştiremeyiz. Tom Barrack gittiği gurbetten memleketine geri dönmüş, gurbetçi bir Arap gibi Arap coğrafyasında şımarıkça dolaşıyor. Arap coğrafyasında şımarıkça dolaşan bu ABD Büyükelçisi'nin Türkiye'den geri çekilmesini, Türkiye-ABD diplomatik ilişkilerinin selameti açısından gerekli görüyoruz.

Zafer Partisi Başkanlık Divanı Üyeleri, son bir haftadır Ankara'da Genel Merkezde durmuyor. İl il geziyorlar. Bugün Muğla ilinde de Sayın Genel Başkanımızla. Üç gündür Bursa’da faaliyetlerde bulundular, çalışmalarında bulundular. Giresun'daydılar. Son Muğla ziyaretine ve Giresun ziyaretine ilişkin yapılan faaliyetlere dair bilgi verecek olursak, Giresun ve Muğla'da özellikle bir çevre ve doğa katliamı yapılıyor. Tabii ki yalnızca bu iki ilimize özel bir durum değil bu. Zaman zaman ülkenin birçok bölgesinde yapıla geldiği gibi bu iki ilimizdeki son haftada yaşanan olaylarla birlikte çevre ve doğa katliamına dikkat çekmek için buralarda bulunduk. Sadece Giresun ilinde son dönemde Giresun il genelinde 120 bin dönümü aşan alanların ruhsatlandırılması ve fındık bahçelerini de içine alan bu sahalarla birlikte tarım arazileri, yaylalar ve su kaynakları üzerinde yarattığı çevresel riskler, baskılar nedeniyle merkezinde doğanın, tabiatın bulunduğu tartışmalar yaşanmaktadır. Ve bu tartışmalarda AKP hükümeti doğadan, tabiattan yana olanların tarafında değil, çevre katliamı yapanların tarafında yer almaktadır. Hatta onlara ruhsatları, izinleri veren otorite olarak bulunmaktadır.

Çevre katliamına yol açan girişime verilen maden ruhsatları ve ruhsat alanlarının genişletilmesine bir başka örnek de az önce değindiğim gibi Muğla ilinin Milas ilçesinde bulunan İkizköy Akbelen Ormanlarında yaşanıyor. Akbelen Ormanları çevresindeki araziler için verilen acele kamulaştırma kararlarına karşı köylüler ve avukatları itirazlarını sürdürüyor. Onlar bu itirazları sürdürürken kuşaklar boyu bu topraklarda yaşayan köylüler arasından ne yazık ki tutuklananlar oluyor. Oysa o köylüler geçim kaynaklarını korumak isteyen, zeytinlikleri ve tarım üretimini sürdürmek isteyen, yerinden edilmemek ve ata topraklarında kalıp yaşayarak kuşaklar arası yaşam hakkına sahip çıkmak isteyen Türk köylüsü var orada ve biz Zafer Partisi olarak o Türk köylüsünün, vatandaşların yanındayız. Köyden fabrikaya, okuldan caddelere, meydanlara kadar Zafer Partisi yorulmadan, bıkmadan çalışarak faaliyetine devam edecek ve Cumhuriyet'in ruhuna sahip çıkarak bilhassa kimsesizlerin kimsesi olmayı sürdürecektir.”


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum