"İRAN'IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ MUHAFAZA ETMESİ BİZİM İÇİN DE ÇOK ÖNEMLİDİR"
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Kayseri'de düzenlenen iftar programnda Türkiye gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, partisinin Kayseri İl teşkilatı tarafından düzenlenen iftar programında üyelerle biraraya geldi.
Ramazanın önemi, ABD/İsrail-İran savaşı vğe İBB davası ile ilgili olarak değerlendirmelerde bulunan Özdağ yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Ramazanların Ramazan, bayramların bayram gibi ne yazık ki kutlanamadığı bir dönemden geçiyoruz. Ramazan sabır ayı, kanaat ayı, şükür ayı Ramazan oruç tuttuğumuz ay ama ne yazık ki milletimizin çok geniş kesimleri Ramazan dışındaki 11 ayda da oruç tutmaya zorlanıyorlar. İnsanlar açlıkla boğuşuyor. Buraya gelirken kaldığım otelden yürüyerek geldim 10 dakikalık bir yoldan. Esnaf kapatmış gitmişti. Çok az açık esnaf vardı. İl Başkanımız ve diğer arkadaşlar esnafın ne kadar dertli olduğundan bahsettiler. Doğru, ben her gittiğim ilde, ilçede muhakkak esnaf ziyareti yapıyor, hepsiyle tek tek konuşuyor, dertlerini, şikayetlerini ve taleplerini dinliyorum. Bunu AVM ziyaretinde de yapıyorum. Pazar ziyaretinde de yapıyorum. Yani her yerde esnafla sohbet ediyorum. Çünkü esnaf ekonominin bel kemiği. Esnaf adeta vücuttaki damarlar gibi kanı dolaştıran malı, parayı, hizmeti dolaştırıyor. Esnafın nabzını tuttuğunuz zaman ekonominin de nabzını tutuyorsunuz. Her yerde esnaf geçen senelere göre işlerin yüzde 50 düştüğünü söylüyor. Yüzde 50 bu sene ondan önceki seneye göre daha büyük düşüş. Hem karda düşüş hem ciroda düşüş."
"İstanbul'da Eyüp Sultan'da ziyaret sırasında bir parfümeriye girdim. Selamünaleyküm, aleykümselam. İşler nasıl dedim ama dediğim anda da pişman oldum. İnsanların pazardan iki kilo patates, üç kilo domates almakta zorlandığı bir ortamda bir parfümericinin işi nasıl iyi olabilirdi ki? Sorduğuma pişman oldum ama adam güldü. Dedi ki bizim işler çok iyi Sayın Genel Başkan. Dedim ki ya kriz dönemlerinde insanların ilk vazgeçeceği şey makyaj malzemesi, süs, parfüm. Yok dedi bizim işlerimiz çok iyi. Peki dedim acaba siz imitasyon mu satıyorsunuz bu parfümleri? Yok dedi bunlar yabancı parfüm, biz ithalatçıyız. En pahalı parfümün kaç bin lira dedim? 68 bin lira dedi arkadaş. Değerli hanımlar hiç 68 bin liralık parfüm gördünüz mü? Ben gördüm. Çıkarttı bana gösterdi. Üç emekli bir araya geliyor bir şişe parfüm alamıyor. İşleri çok iyiymiş."
"BMW firmasının Orta Doğu temsilcisi de açıklama yaptı. Dedi ki 2045’3 kadar Türkiye piyasasında çok büyük satışlar bekliyoruz. Türkiye zenginleşiyor. Bakın sevgili Kayseriler zenginleşiyormuşuz, haberimiz yokmuş. İşin doğrusu Türk halkının geniş kesimleri fakirleşirken orta direk çökerken küçük bir azınlık her geçen gün kontrolsüz bir şekilde zenginleşmeye devam ediyor. 16 milyon 800 yüz bin emekli, dul ve yetim 20 bin lirayla 16 bin lira arasında maaşla hayata tutunmaya çalışırken milyonlarca asgari ücretli 28 bin lirayla aç kalmamaya çalışırken bazıları parfüm banyosu yapıp yurt dışında evler, villalar ve sokaklar satın alabiliyorlar. Bu makas her sene daha fazla açılıyor. Halk, 12 ay oruç tutmaya zorlanırken açlıkla mücadele ederken çok kadın mutsuz bir şekilde cebine iki yüz elli lira para koyup pazar alışverişine giderken küçük bir azınlık alışverişe yurt dışına gidebiliyor. İşte bu adalet değil. Ramazan sabır ayı, şükür ayı, kanaat ayı ama Ramazan aynı zamanda adalet ayı olmalı. Ramazan kul hakkının yenmediği ay olmalı. Biz de bunun mücadelesini veriyoruz."
"Türkiye zengin bir ülke. Ama Türk halkı fakir. Neden? Çünkü kaynaklar adil bir şekilde dağıtılmıyor. Bu adaletsizlik her geçen gün artarken sadece ekonomik adaletsizlik değil mahkemelerde de adaletsizlik her geçen gün daha fazla artıyor. İşte bakın bunun Türk siyasetindeki en somut örneği benim. Benim dışımda insanlar da var. Kayseri'de benim çıkartmadığım olaylardan dolayı yatıştırmaya çalıştığım ve yatıştırma konusunda başarılı olduğum, yardımcı olduğum Kayseri Emniyeti'nin ve Başsavcılığı'nın benimle ilgili soruşturma bile yapmadığı bir hadisede İstanbul'da İstanbul Başsavcılığı tarafından yasalara aykırı şekilde gözaltına alındım, tutuklandım ve 5 ay yattım. Yetmedi. Bundan 2 sene 4 ayda hapis cezasına çarptırıldım. Ama Mavi Çarşı'da çoğu çocuk 14 kişiyi yakarak öldüren PKK'lı terörist şimdi çıktı Türkiye'yi dolaşıyor. Konferanslar veriyor. Malum partinin taraftarları tarafından alkışlanıyor. O da yaptığı konuşmalarda bize demokrasi dersi veriyor. Türkiye nasıl demokratikleşirmiş onu anlatıyor."
"Öte yandan İstanbul'da Silivri'de bir mahkeme yaşanıyor. Bakın ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin Cumhurbaşkanı Adayı İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun suçlu mu suçsuz mu olduğunu bilmiyorum. Ama bir şeyi biliyorum ki, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları tutukluyken rüşvet verme suçundan 700 sene hapsi istenen kişi serbest dolaşıyor dışarıda. Koruma polisleriyle. Peki, Ekrem Bey ve arkadaşları niye tutuklu o zaman? Onları da tutuksuz yargılayın. Onlar da tutuksuz yargılansın. Bu mu adalet? Siz sosyal medyada küçük bir eleştiri yapıyorsunuz iktidara. Hemen halkı kin ve nefretten gözaltına alıyorlar. Ama Kızılay Eski Genel Müdürünün kızı trafik kazası yapıyor. Adam öldürüyor kazada. Bir gün bile tutuklu kalmıyor. Bu mu adalet? Bu mu hukuk? Yani adaletsizlik sadece ekonomide yok. Devlette de adaletsizlik var. Hukukta da adaletsizlik var. Onun için biz bu mübarek Ramazan'da adalet ve kul hakkının yenmemesi mücadelesini veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Türkiye'yi adım adım dolaşacağız."
"Bütün bunlar olurken bir taraftan da televizyonlarda hayretler içerisinde görüyorsunuz. Türkiye Büyük Millet Meclisi Öcalan Komisyonu bir rapor hazırladı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki partilerden anayasanın 66. maddesini değiştirip Türk kimliğini çıkartmasını PKK'ya özel bir af düzenlemesi yapmasını Türkiye'nin Türk milleti değil, Türk, Kürt, Arap sentezi olduğunu ifade ederek bunun düzenlemesinin yapılmasını talep etti. O koca raporda bir defa Türk Milleti ismi geçmiyordu. Yine o raporun çıkmasının hemen sonrasında Devlet Bahçeli ve Dem Eş Başkanı Abdullah Öcalan denilen narkoterörist katil için özel statü istediler."
"Arkadaşlar şimdi Öcalan'a narkoterörist diyoruz da ben herhalde gelecek ay Erzurum'a Hınıs'a gideceğim bir mahkemeye. Niye biliyor musunuz? Şeyh Said'in anısına hakaret etmişim. Bundan dolayı yargılanıyorum. Demek gelecek sene bizi Abdullah Öcalan'a hakaretten de yargılayacaklar. Oraya gidiyoruz. Abdullah Öcalan'ın statüsü ne olacakmış? Abdullah Öcalan bir terörist, narkoterörist. Beşik'teki bebeği, kümes'teki tavuğu hepsini vuracaksınız emrini veren toplu katliamcı. Sonra bakıyoruz Öcalan açıklama yapıyor kendisi için hangi statüyü istediğini söylüyor. Baş müzakereci olacakmış. Atatürk Cumhuriyeti yanlış kurmuş. İkinci Mahmut'tan beri bütün padişahlar da hata yapmışlar. Bunu düzeltecekmiş devletin kurucu önderi olacakmış başkaları ile birlikte. Sevgili Kayseriler siz buna izin verecek misiniz? O zaman öfkenizi sandığa saklayın."
"Bütün bunlar olurken bir de sınırlarımızın hemen yanı başında Amerika Birleşik Devletleri ve siyonist İsrail'in İran'a yönelik haksız, hukuksuz saldırısı gerçekleşiyor. Bunu da izliyoruz. Önce Irak'ı parçaladılar. Sonra sıra Suriye'ye geldi. Suriye'de uzun bir iç savaş dönemi yaşandı. Ve bu iç savaştan sonra sıra İran'a geldi. Amaç İran'da rejimi devirmek için gücünü zayıflatmak ve ondan sonra da bir iç savaş çıkartmak. Sonra açık açık söylüyorlar ‘sıra Türkiye'ye gelecek’ diye. Ancak İran beklediklerinden çok daha çetin bir ceviz çıktı. Bu saldırıya karşı güçlü bir şekilde direniyor. İran’ın toprak bütünlüğünü muhafaza etmesi, iç savaşı engellemesi, bu saldırıyı geri çevirtmesi, püskürtmesi bizim için de çok önemlidir. İran'ın toprak bütünlüğü devam ettiği sürece Türkiye'ye planlanan saldırılar da ertelenmek zorunda kalacaktır. Türkiye de bu süreyi çok iyi değerlendirmeli, milli güvenliğini sağlamak için bir dizi önlemi çok hızlı bir şekilde yürürlüğe koymalıdır."
"Bunların başında parlamenter demokrasiye geri dönüş gelmektedir. Diyeceksiniz ki parlamenter demokrasiyle ülkenin güvenliğinin ne ilgisi var? Bakın, 1990'da Soğuk Savaş bitti ve 36 sene geçti. Aklınızdan Amerika Birleşik Devletleri'nin son 36 senede operasyon düzenlediği, saldırdığı ülkeleri geçirin. İçlerinde bir tane parlamenter demokrasi ile yönetilen ülke yok. Tek adam rejimlerini kolaylıkla diktatörlük olarak gösterip saldırma için zemin oluşturuyorlar. Yani parlamenter demokrasi bizim için sadece bir siyasi rejim değil, aynı zamanda bir milli güvenlik meselesidir ve Türk devlet geleneğine daha uygundur."
"Türkiye'nin çok hızlı bir şekilde ordusunu böyle bir saldırıya hazırlaması gerekiyor. Bu çerçevede Kuvvet Komutanlıklarımızın Genelkurmay Başkanlığı'na bağlanması, jandarmanın askeri olarak tekrar Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bir parçası olması, askeri yargının tekrar tesis edilmesi, GATA Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve askeri hastanelerin tekrar açılması, Kuleli’nin deniz ve hava liselerinin tekrar açılması ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kadro yapısının hızla güçlendirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur."
"Keza bu savaş bize göstermiştir ki, ülkelerin içerisine giren sığınmacılar, kaçaklar o ülkeye kolaylıkla ihanet etmektedirler. İran'ın ilk 12 gün savaşında en büyük zaafı insani istihbarat konusunda MOSSAD'ın İran'da yaptığı çalışmalardır. MOSSAD İran konusunda aldığı istihbaratın yüzde 60'ını Afganlardan aldı. Bugün de Türkiye'de Milli İstihbarat Teşkilatı sürekli MOSSAD operasyonları yapıyor ve topladıkları MOSSAD’a çalışanların Türkler değil bu ülkeye gelip bu ülkenin ekmeğini yiyen sığınmacılar, kaçaklar, Filistinliler, Suriyeliler, Afganlar olduğunu görüyoruz. Milli İstihbarat Akademisi’nin Ağustos 2025'te yayınlamış olduğu raporda bu tehlikeye Türkiye için Milli İstihbarat Akademisi bizzat dikkat çekiyor. Bizim Zafer Partisi olarak yıllardan beri yapmış olduğumuz uyarıların ne kadar doğru ne kadar haklı olduğu şimdi Milli İstihbarat Akademisi dolayısıyla teşkilatı tarafından doğrulanmış oluyor. Evet, artık Suriye'de de iç savaş bitti. Herkesin vatanına dönmesinin zamanı geldi. Herkes vatanına geri dönmeli."
"Keza modern savaşın en önemli unsurlarından birisinin hava savunma sistemleri ve süpersonik füzeler olduğu netleşmiştir. Türkiye'nin bu konuda da şimdiye kadar yapmış olduğu çalışmaları büyük bir hız vererek yüksek irtifa ve orta irtifa hava savunma sistemlerini mükemmelleştirmesi ve bin 500, 2 bin, 2 bin 500 kilometreden hedefini bulan süpersonik füzeleri üretmesi Türkiye için bir zorunluluktur. Bunların üretim yeri olarak Ankara'da Kahramankazan veya Polatlı gibi yerler değil, Karadeniz'de dağların altı düşünülmelidir. Keza İHA ve SİHA'larımızın yapmış olduğu atılımlar ortadadır. Bunların geliştirilmesine de devam edilmeli ve bir düşman saldırısına, sabotaja karşı bunların da koruganlara taşınmasının düşünülmesinin zamanı gelmiştir. Ankara'da TUSAŞ'ı 2 tane terörist bastı arkadaşlar. Böyle şey olur mu? 10 tane bassaydı ne olacaktı? Bakın, şimdi Amerika Birleşik Devletleri İran'da günlerden beri bombalama yapıyor ama İran'ın füze üretim merkezleri hala çalışmaya devam ediyor. Neden? Çünkü dağların altında da onun için. Bizim de üretimimizi buna göre düzenlememiz lazım."
"Evet bir başka husus hava kuvvetlerimizin hızla 5. nesil savaş uçağı ihtiyacı var. Kaan güzel ama motoru yok. Bu motor meselesini halletmek zorundayız. Altay Tankları başarılı bir proje ama ilerlemiyor. Altay Tanklarının motor sorununun derhal çözülmesi gerekiyor. Ki Türkiye kendisini güvende hissetsin. Ve önümüzdeki süreçte Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin menfaatlerine karşı saldırılar olacağından eminiz. Doğu Akdeniz'i korumak Kıbrıs'ta güçlü olmaktan geçer. KKTC'de Türk hava savunma sistemleri, Türk fizyosistemleri, Türk İHA'larının ve SİHA'larının bulunacağı havaalanları Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki etkinliğini ve gücünü arttıracaktır. Barış istiyorsanız savaşa hazır olacaksınız."
"Biz Zafer Partisi olarak devletin stratejik aklını bilen, temsil eden, oluşturan bütün milli birikimi temsil ediyoruz. Ve önümüzdeki seçimlerde de inşallah sizlerin desteğiyle sizlerin duasıyla bugün günübirlik ve büyük yanlışlarla süren yönetimi tarihin tozlu raflarına kaldırıp Zafer Partisi'nin içinde olduğu ve en güçlü şekilde temsil edildiği bir hükümetle Türkiye'nin güvenliğini, Türk ekonomisinin tekrar ayağa kalkışını gerçekleştireceğiz.”







FACEBOOK YORUMLAR