DİL ÜZERİNE YAZILMIŞ KİTAPLAR GENELLİKLE AKADEMİK RAFLARDA KALIR.
“Küresel Akıl, Ulusal Uyku”, bu alışkanlığı bozan nadir çalışmalardan biri olarak öne çıkıyor. Gazeteci-yazar Yaşar Kaba, Seri 1 kapsamında kaleme aldığı bu kitapta, Türkçenin yalnızca bir iletişim aracı değil; bellek, düşünce ve kimlik alanı olduğunu hatırlatıyor.
31 Ocak 2026 - 18:56
Bu yönüyle eser, klasik bir dil tartışmasının ötesine geçiyor ve güncel bir soruyu merkeze alıyor:
Bir toplum, dilini kaybederse, düşünme yetisini de mi kaybeder?
DİL, SADECE SÖZ DEĞİLDİR
“Küresel Akıl, Ulusal Uyku”, dilin nötr bir alan olmadığını ısrarla vurguluyor. Kaba’ya göre dil;
ULUSAL UYKU NEYİ İFADE EDİYOR?
Başlıktaki “ulusal uyku” ifadesi, bir suçlama değil; bir durum tespiti.
Kaba, toplumların dil yoluyla farkına varmadan yönlendirilebileceğini ve bunun en tehlikeli biçiminin sessiz kabulleniş olduğunu söylüyor.
Kitapta dikkat çeken nokta şu:
Sorun, Türkçenin fakirleşmesi değil; bilinçsizleştirilmesi. Dil varlığını sürdürüyor ama anlam alanı daraltılıyor. Bu da düşüncenin yüzeyselleşmesine yol açıyor.
ELEŞTİRİ VAR, DOGMA YOK
“Küresel Akıl, Ulusal Uyku” sert bir dille yazılmış olsa da dogmatik bir metin değil. Yazar, okura ne düşüneceğini söylemiyor; hangi soruları sorması gerektiğini hatırlatıyor.
Bu yönüyle kitap:
BUGÜN NEDEN ÖNEMLİ?
Seri 1’in haber değeri tam da burada ortaya çıkıyor.
“Küresel Akıl, Ulusal Uyku”, yalnızca bir kitap değil;
SONUÇ: BİR METİNDEN FAZLASI
“Küresel Akıl, Ulusal Uyku”, okuru rahatlatan bir eser değil.
Aksine, yer yer rahatsız eden, bildik kabulleri sorgulatan bir metin.
Belki de bu yüzden, bir kitap eleştirisi olmanın ötesine geçiyor ve bir haber konusuna dönüşüyor.
Çünkü bu kitap şunu söylüyor:
Dil uyursa, düşünce de uyur.
Ve bu, görmezden gelinecek bir uyarı değil.
Bir toplum, dilini kaybederse, düşünme yetisini de mi kaybeder?
“Küresel Akıl, Ulusal Uyku”, dilin nötr bir alan olmadığını ısrarla vurguluyor. Kaba’ya göre dil;
- düşünceyi şekillendiren,
- tarihsel belleği taşıyan,
- toplumsal yön duygusunu belirleyen
bir stratejik yapıdır.
Başlıktaki “ulusal uyku” ifadesi, bir suçlama değil; bir durum tespiti.
Kaba, toplumların dil yoluyla farkına varmadan yönlendirilebileceğini ve bunun en tehlikeli biçiminin sessiz kabulleniş olduğunu söylüyor.
Kitapta dikkat çeken nokta şu:
Sorun, Türkçenin fakirleşmesi değil; bilinçsizleştirilmesi. Dil varlığını sürdürüyor ama anlam alanı daraltılıyor. Bu da düşüncenin yüzeyselleşmesine yol açıyor.
“Küresel Akıl, Ulusal Uyku” sert bir dille yazılmış olsa da dogmatik bir metin değil. Yazar, okura ne düşüneceğini söylemiyor; hangi soruları sorması gerektiğini hatırlatıyor.
Bu yönüyle kitap:
- akademiye mesafeli ama düşman değil,
- eleştirel ama öfkeli değil,
- iddialı ama kapalı değil.
Seri 1’in haber değeri tam da burada ortaya çıkıyor.
“Küresel Akıl, Ulusal Uyku”, yalnızca bir kitap değil;
- eğitim politikalarına,
- medya diline,
- kültürel yönelimlere
dair dolaylı bir kamusal sorgulama sunuyor.
“Küresel Akıl, Ulusal Uyku”, okuru rahatlatan bir eser değil.
Aksine, yer yer rahatsız eden, bildik kabulleri sorgulatan bir metin.
Belki de bu yüzden, bir kitap eleştirisi olmanın ötesine geçiyor ve bir haber konusuna dönüşüyor.
Çünkü bu kitap şunu söylüyor:
Dil uyursa, düşünce de uyur.
Ve bu, görmezden gelinecek bir uyarı değil.



FACEBOOK YORUMLAR