BEYKOZ'U BEYKOZ'UN ÇOCUKLARI YÖNETECEKTİ… PEKİ ŞİMDİ NEREDEYİZ?
Beykoz bir seçim yaptı. “Beykoz’u Beykoz’un çocukları yönetecek” denildi; Beykozlu, kendi içinden çıkan Alaatin Köseler’i belediye başkanı seçti. Seçim, yalnızca bir isim tercihi değil; bir ilçenin “kendini yönetme” iddiasıydı.
Fakat aradan çok geçmeden Köseler, hakkında ileri sürülen yolsuzluk iddiaları nedeniyle tutuklandı. Yerine, siyasetin aday gösterdiği Özlem Vural, Belediye Meclisi içinden Başkanvekili seçildi.
Bu noktada tartışma büyüdü:
Özlem Vural Beykozlu mu?
Bu soru, elbette kimlik üzerinden bir ayrımcılık değil; temsilin ruhu açısından bir sorgudur. Çünkü Beykozlu seçmenin iradesi, “başkan” için sandıkta tecelli etmiş; “başkanvekili” ise sandıkta değil, meclis aritmetiğinde belirlenmiştir.
Yani seçmen, bir kişiye belediye başkanı yetkisi verdi.
Bugün ise ilçeyi, o yetkiyi doğrudan almayan bir “vekil” yönetiyor.
HUKUKİ GERÇEK: MASUMİYET KARİNESİ NEREDE DURUYOR?
Hukuk şunu söyler:
Suçluluğu hükümle sabit oluncaya kadar herkes masumdur.
Peki burada bir hüküm var mı?
Hayır. Yargılama bitmiş değil. Mahkûmiyet yok.
Öyleyse soruyu açık soralım:
Seçilmiş bir belediye başkanının, hakkında kesinleşmiş bir hüküm yokken, “kaçma şüphesi” gibi gerekçelerle uzun süre tutuklu kalması; ilçenin yönetim iradesinin fiilen el değiştirmesi… Bu durum yalnızca hukuki değil, demokratik bir mesele değil midir?
Tutuklama, hukuk devletinde bir ceza değildir; istisnai bir tedbirdir.
Tedbirin amacı, yargılamayı güvenceye almaktır.
Ama tedbir, sonuç üretmeye başlarsa — yani seçmenin verdiği yetkiyi fiilen hükümsüz kılarsa — ortaya çıkan tablo artık sadece “adli” bir tablo değildir:
Bu, milli iradenin hırpalanmasıdır.
5 EYLÜL 2025: TAHLİYE, İTİRAZ, 30 SAAT SONRA YENİDEN TUTUKLAMA
Köseler’in 5 Eylül 2025’te görülen duruşmada tahliye edilmesi ve savcılığın itirazıyla yaklaşık 30 saat sonra yeniden tutuklanması, kamu vicdanında daha büyük bir soru doğurdu:
Bu ilçeyi yönetmekle görevlendirdiğiniz, on binlerce insanın emanet ettiği bir kişinin “kaçma şüphesi” nasıl bu kadar kolay kurulabilir?
Eğer bir seçilmiş için “kaçma şüphesi” bu kadar merkezdeyse, o zaman demokrasinin yerel ayağına şu soruyu sormak gerekir:
Halkın yetki verdiği kişi, bu kadar kolay devre dışı kalabiliyorsa; seçmenin iradesi ne kadar korunuyor?
SİYASİ SORUMLULUK: ADAYI KİM GÖSTERDİ?
Bir de meselenin siyasi sorumluluk tarafı var.
Eğer ortada milli iradeyi yaralayan bir tablo varsa, yalnızca yargı süreci değil; o adayın belirlenme biçimi de tartışılmalıdır.
Adayı kim seçti?
Kim onayladı?
Kim “Beykoz’a bu isim uygundur” dedi?
Yıllardır o makamları tutanlar, yerel kadroları büyüttü mü, yoksa “dar bir çemberin” içinde mi tuttu?
Çünkü iradeyi halkla paylaşmaz, kadroyu dar tutarsanız; kazanılan zaferi bir gün elinizden alırlar.
Sonra kaybettiğiniz makamı, yeni ittifaklarla geri almaya çalışırsınız.
Ama bu süreçte halkın güveni aşınır; demokrasi yorulur.
“KÜÇÜK OLSUN BENİM OLSUN” DİYE DİYE…
Siyasette en büyük hata şudur:
“Küçük olsun benim olsun.”
Oysa demokrasi “büyük olsun, halkın olsun” ister.
Milli iradeyi yalnız seçim günü hatırlayanlar, onu koruyamaz.
Demokrasi, ilerletmeyi bırakın, korunamaz hale gelir.
Ve bugün Beykoz’da yaşanan tam da budur.
SON SÖZ: BEYKOZ’UN ÇOCUKLARI NEREDE?
Şimdi yeniden soralım:
Beykoz’u Beykoz’un çocukları yönetecekti… Beykoz’un çocukları nerede?
Seçilmiş başkan hapiste.
İlçe, vekâleten yönetiliyor.
Tartışma “Beykozlu mu değil mi?” düzlemine sıkıştırılıyor.
Oysa asıl mesele, daha derinde:
Bu ilçede halkın verdiği yetki, nasıl bu kadar kolay el değiştirdi?
Bu süreçte siyasi iradenin sorumluluğu ne?
Ve en önemlisi: Beykoz’un iradesi gerçekten korunuyor mu?
Bir not daha:
Emaneti devralıp başka bir yapıya taşıyan başkanvekilini ayrıca “kutlayan” bir anlayış varsa; onu bu pozisyona mecbur bırakanlara da elbette “tebrik” düşer. Çünkü siyaset, bazen kendi hatasının sonuçlarını “başarı” gibi sunmayı sever.
Ama Beykoz, bunu not eder.
Tarih de not eder.
Yaşar Kaba






FACEBOOK YORUMLAR