Türkiye ekonomisi son yıllarda büyüme ivmesini korunabilir kılmak için dış finansmana olan
bağımlılığını azaltmanın yollarını arıyor. Bu arayışın merkezinde ise çoğu zaman göz ardı edilen, ancak makroekonomik istikrarın temel taşlarından biri olan ulusal tasarruf oranı bulunuyor. Bir ülkenin kendi kaynaklarıyla yatırım yapabilme kapasitesini gösteren bu oran, yalnızca bireylerin tasarruf eğilimiyle değil, kamu maliyesinin disiplini ve şirketlerin yatırım-finansman dengesiyle de doğrudan ilişkili. Türkiye’nin kronik olarak düşük seyreden tasarruf oranı, uzun yıllardır yatırım ihtiyacı yüksek bir ülke için kırılgan alanlardan biri olmayı sürdürüyor.
Tasarruf Açığı: Büyümenin En Sessiz Engeli
Makroekonomik teoride, tasarruf yatırımın finansmanıdır. Bir ülke yeterli iç tasarruf yaratamıyorsa yatırımların finansmanı için dış kaynak arayışına yönelir. Türkiye’nin birkaç on yıldır yaşadığı tam da budur: Yüksek yatırım isteği ile düşük tasarruf oranı arasındaki makas, ülkeyi dış finansman girişlerine bağımlı hale getirmiştir. Bu bağımlılık ise küresel dalgalanmalara karşı hassasiyeti artırır; sermaye çıkışlarının hızlandığı dönemlerde büyüme hızla ivme kaybeder.
Uluslararası karşılaştırmalar, Türkiye’nin tasarruf oranının gelişmekte olan ülkeler ortalamasının hayli altında olduğunu gösteriyor. Yüksek büyüme performansı gösteren Asya ekonomileri, yatırımlarını finanse edebilecek ölçüde iç tasarruf üretirken Türkiye’nin bu alanda geride kalması, büyüme istikrarı açısından temel bir risk unsuru.
Hane halklarının Zayıf Tasarruf Eğilimi
Türkiye’de tasarruf oranını aşağı çeken en önemli unsurlardan biri, hane halklarının düşük tasarruf kapasitesi. Enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde gelirlerin geleceğe taşınabilirliği azalıyor; tüketim eğilimi artarken tasarruf eğilimi zayıflıyor. Ayrıca, reel getirilerin enflasyon karşısında erimesi, klasik tasarruf araçlarının cazibesini azaltıyor.
Bireysel Emeklilik Sistemi’ne otomatik katılım gibi politikalar tasarrufu artırmayı amaçlasa da bu araçlar henüz milli tasarruf oranında belirgin bir iyileşme yaratmış değil. Üstelik Türkiye’de gelir dağılımının bozulması ve geniş kesimlerin bütçesinde zorunlu harcamaların ağırlığının yüksek olması, stasarruf etmenin birçok vatandaş için lüks haline gelmesine yol açıyor.
Kamu Tasarrufunda Kısıtlar
Kamu maliyesi tarafında da tablo benzer şekilde karmaşık. Bütçe açığının genişlediği dönemlerde kamu tasarrufu negatif bölgeye düşüyor; kamunun tüketim ve transfer harcamaları artarken tasarruf kapasitesi daralıyor. Oysa kamunun tasarrufu artırması, yalnızca borçlanma ihtiyacını azaltmakla kalmaz; aynı zamanda ulusal tasarrufun genel seviyesini güçlendirir. Mali disiplinin sağlanması bu nedenle yalnızca bütçe dengesi için değil, ülkenin genel tasarruf profilinin iyileştirilmesi için de kritik önemde.
Şirketlerin Yatırım- Finansman Açmazı
Özel sektör tarafında ise yatırımların ağırlıklı olarak dış borçla finanse edilmesi ulusal tasarruf açığının yansıması niteliğinde. 2000’li yıllardan bu yana izlenen kredi genişlemesine dayalı büyüme modeli, şirketleri ucuz dış finansman dönemlerinde hızla borçlandırdı. Bu süreçte özel sektör yatırımları güçlüseyrederken, ulusal tasarruf oranı aynı ölçüde yükselmedi. Şirket kârlılıklarının dalgalı seyretmesi ve finansman maliyetlerinin artması ise özel sektörün tasarruf eğilimini sınırlıyor.
Yatırımların Finansmanı ve Cari Açık İlişkisi
Ulusal tasarruf oranının düşük olması, Türkiye’nin uzun yıllardır kronik cari açık vermesinin en temel nedenlerinden biri. Ekonomi, büyüme dönemlerinde artan yatırım ihtiyacını karşılamak için dış tasarruflara yöneliyor. Bu tablo, küresel risk iştahının düştüğü veya jeopolitik risklerin yükseldiği dönemlerde ani duruş riskini artırıyor.
Cari açığın yapısal olarak düşürülebilmesi için yalnızca ihracatın artırılması veya ithalatın ikame edilmesi yeterli değil. Temel sorun, ülke içinde tasarruf edilen fonların yatırım ihtiyacını karşılayacak seviyeye çıkmaması. Dolayısıyla cari açığın uzun vadede sürdürülebilir şekilde azaltılması, ulusal tasarruf oranının artırılmasıyla mümkün.
Tasarrufu Artırmak İçin Ne Yapılmalı?
Uzmanlara göre sürdürülebilir büyüme için Türkiye’nin ulusal tasarruf oranını belirgin şekilde artırması gerekiyor. Bunun için de çok boyutlu politikalara ihtiyaç var: Enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesi, bireylerin ve şirketlerin geleceğe dönük beklentilerini iyileştirerek tasarruf eğilimini artırır.
BES gibi uzun vadeli tasarruf araçlarının cazip hale getirilmesi, gönüllü tasarruf kapasitesini genişletir.
Mali disiplin ve kamu tasarruflarının artırılması, ulusal tasarruf seviyesine doğrudan katkı sağlar.
Finansal okuryazarlığın geliştirilmesi, tasarruf araçlarına erişimi ve tercih çeşitliliğini artırır.
Gelir dağılımının iyileştirilmesi, geniş kesimlerin tasarruf edebilir gelir yaratmasına olanak tanır.
Sonuç: Büyümenin Sessiz Belirleyicisi
Türkiye ekonomisi yeniden dengelenme sürecinden geçerken, ulusal tasarruf oranının artırılması uzun vadeli istikrar için vazgeçilmez bir unsur olarak öne çıkıyor. Kısa vadeli büyüme hedefleri elbette önem taşıyor; ancak sürdürülebilir kalkınmanın yolu, yatırım ihtiyacını ülke içi kaynaklarla karşılayabilecek bir ekonomik yapı kurmaktan geçiyor. Bu nedenle ulusal tasarruf oranı, ekonominin görünmeyen ancak en etkili göstergelerinden biri olarak, önümüzdeki dönemin en kritik belirleyicilerinden biri olmayı sürdürecek.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]


FACEBOOK YORUMLAR