Uzun yıllar boyunca göç denildiğinde akla hep aynı yön gelirdi: Kırsaldan kente, küçük şehirlerden metropollere doğru kesintisiz bir akış. İş, eğitim, sağlık ve daha iyi bir yaşam umudu; milyonları büyük şehirlerin çevresinde genişleyen beton halkalara yönlendirdi. Ancak son yıllarda bu ezber bozuluyor. Türkiye’de ve dünyada giderek daha fazla insan, büyük şehirleri geride bırakıp daha küçük kentlere, kasabalara ve hatta köylere dönmeyi tercih ediyor. Bu eğilim, literatürde “tersine göç” olarak adlandırılıyor ve yalnızca mekânsal bir hareketliliği değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve kültürel bir zihniyet değişimini de ifade ediyor.
Büyük Şehirlerin Yükü Ağırlaşıyor
Tersine göçün arkasındaki temel nedenleri anlamak için önce büyük şehirlerin bugünkü tablosuna bakmak gerekiyor. Metropoller hâlâ ekonomik faaliyetlerin merkezinde yer alsa da yaşam maliyetleri hızla artıyor. Konut fiyatları ve kiralar, özellikle dar ve orta gelirli kesimler için sürdürülemez bir noktaya ulaşıyor. Ulaşım sürelerinin uzaması, trafik, hava kirliliği ve gürültü; şehir hayatının görünmeyen ama ağır bedelleri olarak öne çıkıyor.
Buna bir de iş yaşamının dönüşümü ekleniyor. Uzaktan ve hibrit çalışma modellerinin yaygınlaşması, birçok meslek için “aynı şehirde olma” zorunluluğunu ortadan kaldırdı. Artık masa başı iş yapan bir çalışan için İstanbul, Ankara ya da İzmir’de yaşamak tek seçenek değil. İnternetin olduğu her yer, potansiyel bir çalışma alanına dönüşüyor. Bu durum, büyük şehirlerin cazibesini azaltırken küçük yerleşimlerin elini güçlendiriyor.
Pandemiyle Hızlanan Bir Süreç
Tersine göç eğilimi pandemiyle birlikte görünür biçimde hız kazandı. Salgın döneminde kalabalık şehirlerde yaşamanın sağlık riskleri daha net hissedildi. İnsanlar, daha az yoğunluklu, doğayla temasın mümkün olduğu alanlara yönelmeye başladı. Bu dönemde geçici gibi görünen taşınmaların bir kısmı kalıcı hale geldi. Pandemi sonrasında da bu tercihler büyük ölçüde devam etti; çünkü insanlar yalnızca sağlık değil, yaşam kalitesi açısından da farklı bir denge arayışına girdi.
Küçük Yerlerin Yeniden Keşfi
Tersine göç, küçük şehirler ve kırsal alanlar için yeni fırsatlar anlamına geliyor. Uzun süredir genç nüfusunu büyük kentlere kaptıran birçok il ve ilçe, yeniden hareketlenmeye başladı. Kapanan dükkânlar açılıyor, yerel hizmetlere olan talep artıyor, konut piyasası canlanıyor. Bu durum, yerel ekonomiler için önemli bir potansiyel barındırıyor.
Ancak bu canlanma yalnızca ekonomik değil; sosyal ve kültürel bir dönüşümü de beraberinde getiriyor. Büyük şehir deneyimi olan, farklı meslek ve yaşam tarzlarına sahip bireylerin küçük yerlere taşınması, yerel toplumsal yapıyı çeşitlendiriyor. Yeni fikirler, yeni üretim biçimleri ve girişimcilik modelleri ortaya çıkıyor. Tarımda teknoloji kullanımı, butik üretim, ekoturizm ve yerel markalaşma gibi alanlar, tersine göçle birlikte daha fazla konuşulur hale geliyor.
Her Göç Bir Çözüm mü?
Bununla birlikte tersine göçü romantizme etmek de doğru değil. Küçük yerleşimlerin altyapı kapasitesi, artan nüfusu her zaman sorunsuz karşılayamayabiliyor. Sağlık, eğitim ve ulaşım hizmetlerinin yetersiz olduğu bölgelerde tersine göç kalıcı olmakta zorlanıyor. Ayrıca yerel iş imkânlarının sınırlı olması, uzaktan çalışamayan meslek grupları için ciddi bir engel oluşturuyor.
Bir diğer önemli mesele de uyum süreci. Büyük şehirden gelenlerle yerel halk arasında yaşam tarzı ve beklenti farklılıkları zaman zaman gerilim yaratabiliyor. Bu nedenle tersine göçün sağlıklı bir şekilde yönetilmesi, yalnızca bireysel tercihlere değil, kamusal politikalara da bağlı.
Politika ve Planlama İhtiyacı
Tersine göçün sürdürülebilir bir toplumsal dönüşüme dönüşebilmesi için planlı adımlar şart. Öncelikle dijital altyapının güçlendirilmesi gerekiyor. İnternet erişimi, tersine göçün adeta omurgası konumunda. Bunun yanı sıra sağlık ve eğitim hizmetlerinin bölgesel olarak dengelenmesi, küçük yerleşimlerin cazibesini kalıcı kılacaktır.
Yerel kalkınma politikaları da bu sürecin kritik bir parçası. Kooperatifler, yerel girişimler ve bölgesel teşvikler aracılığıyla istihdam olanaklarının artırılması, tersine göçü yalnızca bir yaşam tercihi olmaktan çıkarıp ekonomik bir stratejiye dönüştürebilir. Aksi halde tersine göç, sınırlı bir kesimin erişebildiği geçici bir eğilim olarak kalma riski taşır.
Yeni Bir Denge Arayışı
Sonuç olarak tersine göç ne büyük şehirlerin sonu ne de kırsalın mucizevi kurtuluş reçetesidir. Daha çok, bireylerin ve toplumun yeni bir denge arayışını yansıtır. İnsanlar artık sadece “nerede daha çok kazanırım” sorusunu değil, “nerede daha iyi yaşarım” sorusunu da sormaktadır. Bu değişen bakış açısı, göçün yönünü tersine çevirirken, Türkiye’nin mekânsal ve sosyal yapısını da yeniden şekillendirme potansiyeli taşımaktadır.
Önümüzdeki yıllarda tersine göçün kalıcı bir eğilime dönüşüp dönüşmeyeceği; ekonomik koşullara, kamu politikalarına ve yerel kapasitelere bağlı olacak. Ancak görünen o ki, büyük şehirlerin mutlak cazibesi artık tartışmasız değil. Yeni hikâye, merkezin değil dengenin peşinden gidenlerin hikâyesi olarak yazılıyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]


FACEBOOK YORUMLAR