Ekonomik dalgalanmaların sıklaştığı, küresel belirsizliklerin arttığı bir dönemde talep yönlü politikaların yeniden gündemin merkezine yerleşmesi şaşırtıcı değil. Zira son yıllarda hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin deneyimi, ekonomik durgunluk ve talep zayıflığıyla mücadelede para ve maliye politikalarının birlikte, uyumlu ve hedefli şekilde uygulanmasının belirleyici olduğunu gösterdi. Türkiye açısından da benzer bir tablo söz konusu: Tüketici güvenindeki dalgalanmalar, gelir dağılımındaki bozulma, yüksek enflasyon ve belirsiz yatırım ortamı, iç talebi bir yandan frenlerken diğer yandan da potansiyelin daha altında bir büyüme patikasına işaret ediyor.
Böylesi bir konjonktürde talep tarafına yönelik adımların amacı, ekonomiyi aşırı ısıtmadan, fiyat istikrarını tehlikeye atmadan ve kamu dengesini bozmadan kontrollü bir canlanma yaratmak. Ancak bu kolay bir denge değil; aksine ince ayar gerektiren bir süreç. Bu nedenle politika yapıcıların kullandığı araçlar, mekanizmalar ve bunların etkileşimleri kritik önem taşıyor.
Para Politikasında ‘Öngörülebilir Sıkılık’: Talebi Desteklemenin İnce Çizgisi
Son yıllarda Türkiye’nin en büyük sınavlarından biri, talep canlılığının kontrolsüz şekilde enflasyona dönüşmesine engel olmak oldu. Bu açıdan bakıldığında para politikası, talep yönlü etkiyi hem sınırlayan hem de belirli koşullarda belirli segmentleri destekleyebilen bir araç haline geldi.
1. Faiz politikasının rolü
Faizler, iç talebi düzenlemede en temel mekanizma olarak öne çıkıyor. Politika faizinin artırılması kredi talebini düşürerek harcamaları frenliyor; düşürülmesi ise tersi etki yaratıyor. Ancak yüksek enflasyonun hâkim olduğu bir ekonomide genişleyici para politikası uygulamak, kısa sürede fiyatlara yansıyacağı için riskli. Bu nedenle son dönemde Merkez Bankası, talebi canlandırma hedefini doğrudan faizle değil, kredilerin hedefli ve kontrollü genişlemesi üzerinden yönetmeye çalışıyor.
2. Seçici kredi uygulamaları
Talebi doğru kanala yönlendirme çabası, özellikle yatırım, ihracat ve üretime dönük kredilerde genişlemeye izin verirken tüketim kredilerinde daha sıkı bir çerçevenin korunmasını beraberinde getiriyor. Böylece iç talep tamamen baskılanmadan, ekonominin üretken tarafı destekleniyor.
3. İletişim ve beklenti yönetimi
Talep yönlü politikaların çalışması sadece araçlara değil, beklentilerin yönetilmesine de bağlı. Öngörülebilir bir para politikası, tüketicilerin ve işletmelerin harcama davranışlarını daha rasyonel hale getirerek ekonomik aktiviteyi dengede tutuyor. Bu nedenle Merkez Bankası’nın sade ve şeffaf iletişimi, destekleyici bir talep ortamı yaratma açısından en az faiz kararı kadar etkili.
Maliye Politikası: Ekonomik Döngüyü Dengede Tutan Otomatik Dengeleyici
Türkiye gibi geniş nüfuslu, bölgesel farklılıkların belirgin olduğu ülkelerde maliye politikası talep üzerinde doğrudan ve güçlü etkilere sahip. Vergi düzenlemeleri, harcama programları, teşvik paketleri ve transfer mekanizmaları ekonomideki talep zayıflığını gidermede kritik rol oynuyor.
1. Hane halkı gelirini destekleyen politikalar
Enflasyon karşısında alım gücünün erimesi, talep zayıflığının önemli nedenlerinden biri. Bu noktada sosyal yardımların genişletilmesi, düşük gelirli kesimlere yönelik desteklerin artırılması veya hedefli vergi indirimleri talebi doğrudan güçlendiriyor. Ancak bu adımların bütçe disiplinini zedelemeyecek şekilde tasarlanması gerekiyor.
2. Kamu harcamalarının zamanlaması
Ekonomik literatür uzun süredir şunu söylüyor: Kamu harcamalarının doğru zamanda artırılması, durgunluk dönemlerinde çarpan etkisi yaratarak ekonomiyi kısa sürede canlandırır. Türkiye’de de altyapı, ulaştırma, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm gibi alanlarda planlanan kamu harcamaları, talep tarafını destekleyen önemli bir unsur. Ancak bu harcamaların verimlilik kriterine uygun olması, ekonominin uzun vadeli potansiyelini artırması açısından kritik.
3. Vergi politikası ve selektif teşvikler
Talebi hedefli biçimde yönlendirmenin bir başka yolu, vergi düzenlemeleridir. Örneğin bazı temel tüketim ürünlerinde yapılan geçici vergi indirimleri kısa vadeli talebi artırırken, yatırım teşviklerinde yapılan düzenlemeler orta ve uzun vadeli iç talebi kalıcı biçimde yukarı çekebiliyor. Bu nedenle maliye politikası, tüketim ve yatırım yönlü talebi aynı anda şekillendirebilen güçlü bir araç seti sunuyor.
Para ve Maliye Politikalarının Eşgüdümü: Ekonomide ‘Çifte Motor’ Etkisi
Talep yönlü politikalarda asıl başarı, para ve maliye politikalarının birbirine zıt değil, birbirini tamamlar nitelikte çalışmasıyla ortaya çıkıyor. Yani maliye politikası talepleri artırırken para politikasının bunu bastırmadığı; para politikası sıkılaşırken maliye politikasının bütçeyi gevşetmediği bir denge gerekiyor. Aksi halde ekonomi ya enflasyonist baskıya sürükleniyor ya da büyüme tamamen tıkanıyor.
Türkiye’nin mevcut koşullarında doğru strateji, hedefli mali genişleme + öngörülebilir para politikası sıkılığı kombinasyonu gibi görünüyor. Bu çerçevede:
Dar gelirli hanelere ve stratejik sektörlere hedefli destekler
Üretken kamu harcamalarının artırılması
Kredi kanallarının seçici biçimde açılması
Beklenti yönetiminin güçlendirilmesi
Ekonomide dengeli bir iç talep canlanması yaratabilir.
Sonuç: Kontrollü Talep Canlanmasıyla Dengeli Ekonomik Toparlanma
Talep tarafına yönelik politikalar, doğru tasarlandığında ekonomik büyümeyi hızlandırırken istihdamı da artırabiliyor. Ancak en kritik nokta, bunu enflasyonu tırmandırmadan başarmak. Türkiye açısından 2025 ve sonrasında izlenecek politika seti, yalnızca talebi canlandırmayı değil, yapısal dayanıklılığı artırmayı da hedeflemeli. Çünkü kalıcı büyüme, kısa dönemli talep canlanmalarına değil, bu canlanmaları kalıcı yatırımlara dönüştüren politika mimarisine bağlı.
Sonuç olarak, para ve maliye politikalarının eşgüdümlü biçimde talep tarafını desteklemesi, Türkiye ekonomisinin hem fiyat istikrarını hem de büyüme potansiyelini güvence altına alacağı bir patikaya yönelmesi açısından kritik önem taşıyor. Ekonominin “çifte motoru” olarak nitelendirilen bu iki politika alanı, doğru ayarlandığında Türkiye’nin ekonomik döngüsünü daha öngörülebilir, daha dirençli ve daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşturabilir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]


FACEBOOK YORUMLAR