google.com, pub-8298445685675651, DIRECT, f08c47fec0942fa0
Zafer Özcivan

Zafer Özcivan

[email protected]

EKONOMİDE FİNANSAL TANSİYON KRİZİ

08 Şubat 2026 - 00:07

Ekonomiler çoğu zaman yüksek enflasyon, ani kur şokları ya da sert resesyonlarla gündeme gelir. Ancak küresel ölçekte son yıllarda giderek daha fazla konuşulan bir başka kırılganlık türü var: finansal tansiyon krizi. Bu kavram, ekonomik göstergelerin yüzeyde “kontrollü” görünmesine rağmen, alttan alta biriken baskının aniden patlama riskini anlatıyor. Tıpkı insan vücudundaki yüksek tansiyon gibi, finansal tansiyon da uzun süre fark edilmeyebilir; fakat tetiklendiğinde sonuçları geniş kesimleri etkileyen bir ekonomiye darbe olarak geri döner.
Finansal tansiyonun yükselmesi, genellikle kredi kanallarındaki daralma, borçlanma maliyetlerinde ani sıçramalar, sermaye akımlarının dengesizleşmesi ve varlık fiyatlarında oynaklığın artmasıyla kendini gösterir. Bu baskının zaman içinde artması hem finans kuruluşları hem de reel sektör için likidite ve ödeme zorluklarını tetikleyebilir. Krizin “tansiyon” olarak adlandırılmasının nedeni, etkilerin birikerek görünmez biçimde ilerlemesi ve ani bir kıvılcımda hızla yayılmasıdır.
Bugün birçok gelişmekte olan ülke, küresel faiz denklemindeki değişimler nedeniyle bu baskıyı daha yoğun hissediyor. ABD ve Avrupa merkez bankalarının parasal sıkılaştırmayı uzun süre devam ettirmesi, küresel likidite havuzunu daraltıyor. Bu durum, dış finansmana dayalı ekonomiler için adeta görünmez bir borç baskısı yaratıyor. Kredi yenileme maliyetlerinin artması, fon akışının yavaşlaması ve yatırımcıların risk iştahındaki dalgalanmalar, tansiyonu daha da yükseltiyor.
Finansal tansiyon krizinin başlıca kaynakları arasında borçluluk düzeyindeki artış özel bir yer tutuyor. Hem özel sektörün hem de kamunun borçlanmasının hızla yükseldiği dönemlerde, faizlerdeki küçük artışlar bile kırılgan yapıları zorlayabiliyor. Özellikle kısa vadeli dış borcu yüksek olan ülkelerde, küresel iskonto oranındaki her değişim, borç çevirme kapasitesini zayıflatıyor. Bu zayıflık, finansal sistemde “gizli kırıklar” olarak birikiyor. Bankaların, şirketlerin ve hane halklarının bilançolarında oluşan bu gizli kırıklar, kriz anında aynı anda görünür hale gelerek şokun şiddetini artırabiliyor.
Finansal tansiyonu artıran bir diğer unsur ise beklentilerdeki bozulma. Finansal piyasalar beklenti temellidir; risk fiyatlaması, geleceğe dair öngörülerin kalitesine bağlıdır. Belirsizliğin arttığı dönemlerde yatırımcılar daha temkinli davranır, güvenli liman arayışları güçlenir ve yerel para birimleri üzerinde baskı oluşur. Kur oynaklığının arttığı ortamda şirketlerin maliyet projeksiyonları bozulur, yatırımlar ertelenir, dolayısıyla büyüme ivmesi zayıflar. Bu döngü, tansiyonu yükselten başka bir katman yaratır.
Gelişmekte olan ekonomiler için finansal tansiyon krizini tetikleyebilecek bir diğer önemli başlık, bankacılık sektörünün aktif kalitesidir. Kredi geri dönüşlerinde yaşanabilecek aksaklıklar, özellikle yüksek faiz dönemlerinde hızla büyüyen bir sorun haline gelebilir. Reel sektörün borç yükünü taşıyamaması, batık kredi oranlarını artırırken, bu durum bankaların sermaye yeterliliğini zorlayabilir. Bankacılık sistemine duyulan güven, modern ekonomiler için en kritik unsurlardan biridir; bu güvenin zedelenmesi, finansal tansiyonun krize evrilmesinde belirleyici bir rol oynar.
Finansal tansiyon krizinin önlenmesi için kritik olan unsur ise erken uyarı mekanizmalarıdır. Politika yapıcıların, ekonomideki görünmeyen baskıları zamanında tespit eden göstergeleri yakından izlemesi gerekir. Bu göstergeler arasında banka bilançoları, hane halkı borçluluk oranı, kur riski taşıyan açık pozisyonlar, kredi büyüme hızı ve sermaye hareketleri ilk sıralarda yer alıyor. Merkez bankalarının iletişim stratejisi de tansiyon yönetiminin ayrılmaz bir parçası. Şeffaflık ve öngörülebilirlik, finansal sistemdeki panik davranışını azaltmak açısından kritik bir tampon görevi görüyor.
Tansiyonun yüksek olduğu ekonomilerde, mali disiplinin korunması ayrı bir önem taşır. Kamu maliyesindeki bozulmalar, finansal istikrarı tehdit eden baskıları artırabilir. Bütçe açıklarının kontrol altında tutulması, borçlanma programlarının piyasa koşullarına duyarlı şekilde yönetilmesi ve risklerin kamusal alana taşınmaması, tansiyonun birikmesini önler. Aynı şekilde, finansal regülasyonların güncellenmesi, kredi büyümesindeki aşırılıkların frenlenmesi ve varlık piyasalarında sağlıklı fiyat oluşumunun desteklenmesi de önemlidir.
Sonuç olarak, finansal tansiyon krizi görünmez baskıların birikimi sonucu ortaya çıkar; zamanında yönetilmediğinde ise beklenmedik anlarda ciddi kırılmalara neden olabilir. Bugünün küresel ekonomisi, belirsizliklerle dolu bir dönemin tam ortasında. Bu nedenle ülkelerin, finansal sistemilerini dayanıklı hale getirmek için stratejik adımlar atması gerekiyor. Erken uyarı mekanizmalarının güçlendirilmesi, borç yönetiminin disiplinli yürütülmesi ve piyasa güveninin korunması, tansiyonun kriz boyutuna ulaşmasını engelleyebilir. Ekonomik tansiyonun düşük tutulduğu bir ortam hem yatırımcı hem tüketici güvenini destekler; sürdürülebilir büyüme için en önemli zemin de tam olarak budur.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum