google.com, pub-8298445685675651, DIRECT, f08c47fec0942fa0
Zafer Özcivan

Zafer Özcivan

[email protected]

EKONOMİDE DÜZ ÇİZGİDE İLERLEME YANILSAMASI

25 Şubat 2026 - 16:18

Ekonomi tartışmalarında en sık karşılaşılan beklentilerden biri, büyümenin ve refah artışının “düz bir çizgi” üzerinde, kesintisiz ve öngörülebilir biçimde ilerlemesidir. Grafiklerde yukarı doğru çıkan pürüzsüz bir eğri, çoğu zaman hem siyasetçilerin hem de toplumun zihninde ideal bir ekonomik gidişatı temsil eder. Oysa gerçek ekonomi, ders kitaplarındaki sade şemalardan çok daha karmaşık, inişli çıkışlı ve çoğu zaman kırılgan bir yapı sergiler. Ekonomide düz çizgide ilerleme beklentisi, cazip olduğu kadar yanıltıcıdır; çünkü bu beklenti, ekonomik hayatın doğasına aykırı varsayımlar içerir.

Ekonomik faaliyet, temelde belirsizlikle iç içedir. Tüketicilerin harcama kararlarından firmaların yatırım iştahına, küresel ticaret akımlarından finansal piyasalardaki sermaye hareketlerine kadar pek çok unsur, aynı anda ve farklı yönlerde etki yaratır. Bu karmaşık yapı içinde ekonominin her yıl aynı hızda büyümesi, enflasyonun sabit kalması ya da istihdamın düzenli biçimde artması nadiren mümkün olur. Buna rağmen “istikrarlı büyüme” söylemi, çoğu zaman düz çizgide ilerleme beklentisiyle karıştırılır.

Aslında istikrar ile durağanlık ya da doğrusal ilerleme aynı şey değildir. İstikrarlı bir ekonomi, şoklara karşı dayanıklılık gösterebilen, dalgalanmalar yaşasa bile bu dalgalanmaları yönetebilen bir yapıya sahiptir. Düz çizgide ilerleme ise dalgalanmanın yokluğunu ima eder. Oysa tarihsel deneyimler, ekonomik gelişmenin çoğu zaman zikzaklar çizdiğini, krizlerin ve toparlanma dönemlerinin iç içe geçtiğini gösterir. Sanayi Devrimi’nden günümüze kadar yaşanan büyüme hikâyeleri incelendiğinde, uzun vadeli yükseliş trendlerinin kısa ve orta vadeli sert dalgalanmalarla şekillendiği açıkça görülür.

Bu noktada konjonktür kavramı önem kazanır. Ekonomiler, genişleme ve daralma dönemlerinden oluşan konjonktürel döngüler yaşar. Talebin arttığı, yatırımların hızlandığı dönemlerin ardından, genellikle aşırı ısınma, finansal dengesizlikler ya da dış şoklar nedeniyle yavaşlama evreleri gelir. Bu döngüsel yapı, ekonominin doğal ritminin bir parçasıdır. Düz çizgide ilerleme beklentisi ise bu ritmi yok sayar ve her yavaşlamayı bir başarısızlık, her durgunluğu bir kriz olarak algılama eğilimini güçlendirir.

Ekonomide doğrusal ilerleme beklentisinin en sorunlu yönlerinden biri, politika yapım sürecinde ortaya çıkar. Siyasetçiler ve karar alıcılar, kısa vadede sürekli büyüme rakamları sunma baskısı altında kaldıklarında, uzun vadeli sürdürülebilirliği ikinci plana itebilirler. Kredi genişlemesiyle tüketimi hızlandırmak, kamu harcamalarını artırarak geçici bir canlılık yaratmak ya da yapısal reformları erteleyerek mevcut durumu korumak, bu baskının tipik sonuçlarıdır. Oysa bu tür politikalar, grafikte düz bir çizgi izlenimi verse bile, ekonomik temelleri zayıflatır ve ileride daha sert kırılmalara zemin hazırlar.

Toplumun beklentileri de bu yanılgıyı besler. Vatandaşlar, gelirlerinin her yıl artmasını, iş
güvencesinin kesintisiz olmasını ve fiyatların öngörülebilir biçimde seyretmesini ister. Bu beklentiler son derece anlaşılırdır; ancak ekonomik gerçeklik, her zaman bu arzularla örtüşmez. Küresel emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar, jeopolitik gerilimler, teknolojik dönüşümler ve iklim kaynaklı riskler, ulusal ekonomilerin kontrol alanının ötesinde etkiler yaratır. Böyle bir dünyada düz çizgide ilerleme beklentisi, hayal kırıklıklarını kaçınılmaz kılar.

Teknolojik değişim de doğrusal olmayan ekonomik ilerlemenin önemli bir kaynağıdır. Yeni
teknolojiler, bir yandan verimliliği artırırken diğer yandan mevcut iş modellerini ve istihdam yapısını sarsar. Dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekâ gibi alanlardaki gelişmeler, bazı sektörlerde hızlı büyüme yaratırken, bazı sektörlerde daralmaya yol açar. Bu süreç, toplam ekonomi açısından uzun vadede olumlu sonuçlar doğurabilir; ancak kısa vadede iş kayıpları, gelir eşitsizlikleri ve bölgesel dengesizlikler gibi sorunlar üretir. Düz çizgide ilerleme beklentisi, bu dönüşümün doğasında bulunan sancıları görmezden gelir.

Ekonomide doğrusal olmayan ilerlemeyi kabullenmek, aynı zamanda başarısızlık algısını da yeniden tanımlamayı gerektirir. Bir yıl büyümenin yavaşlaması ya da belirli göstergelerde bozulma yaşanması, her zaman yanlış politika uygulandığı anlamına gelmez. Bazen bu tür gelişmeler, ekonominin aşırı dengesizliklerden arınması için gerekli bir “nefes alma” sürecidir. Bu perspektif, özellikle orta ve uzun vadeli kalkınma hedefleri olan ülkeler için hayati önem taşır.

Medyanın ve kamuoyunun ekonomi dilinde de bu noktada bir değişim ihtiyacı vardır. Manşetlerde sürekli olarak rekor büyüme oranları ya da sert düşüşler öne çıkarılırken, ekonominin uzun vadeli eğilimleri çoğu zaman arka planda kalır. Oysa sağlıklı bir değerlendirme, tek bir döneme ya da çeyreğe bakmak yerine, daha geniş bir zaman dilimini kapsamalıdır. Düz çizgide ilerleme beklentisi, bu yüzeysel okumanın da zeminini oluşturur.

Sonuç olarak, ekonomide düz çizgide ilerleme, gerçekte var olmayan bir idealdir. Ekonomik gelişme; dalgalı, zaman zaman sancılı ama uzun vadede yönünü bulabilen bir süreçtir. Önemli olan, bu dalgalanmaları tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak değil, onların yıkıcı etkilerini sınırlayacak kurumsal yapıları ve politikaları inşa etmektir. Dayanıklı bir finansal sistem, güçlü sosyal politikalar, nitelikli eğitim ve öngörülebilir bir hukuk düzeni, ekonominin zikzaklar çizse bile rotasını kaybetmemesini sağlar.

Belki de asıl hedef, grafikte düz bir çizgi görmek değil; iniş çıkışlara rağmen ileriye doğru yol alabilen, her sarsıntıdan sonra yeniden denge kurabilen bir ekonomi yaratmaktır. Bu bakış açısı benimsendiğinde, ekonomik dalgalanmalar birer tehdit olmaktan çıkar; öğrenme, uyum sağlama ve fırsatlarına dönüşür. Ekonomide gerçek başarı, kusursuz bir doğrusal ilerleme değil, dalgalı bir dünyada istikrarı yönetebilme becerisidir.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

[email protected]

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum