Dijitalleşme, son yirmi yılda yalnızca ekonomik yapıları değil, toplumsal ilişkileri, siyasal
süreçleri ve kamusal alanın işleyişini de köklü biçimde dönüştürdü. Arama motorları, sosyal
medya platformları, çevrim içi pazar yerleri ve içerik paylaşım ağları; bilgiye erişimden
ticarete, kamusal tartışmalardan tüketici davranışlarına kadar geniş bir etki alanı oluşturdu.
Ancak bu hızlı dönüşüm, beraberinde önemli bir düzenleme boşluğunu da getirdi. Dijital
Hizmetler Yasası (DSA), tam da bu boşluğun yarattığı sorunlara yanıt vermek üzere Avrupa
Birliği tarafından hayata geçirilen yeni nesil bir regülasyon çerçevesi olarak öne çıkıyor.
DSA, dijital alanı “serbest ama sorumsuz” bir yapı olmaktan çıkarıp, hak ve yükümlülüklerin
daha net tanımlandığı bir kamusal alan haline getirmeyi hedefliyor. Bu yönüyle yasa, yalnızca teknik bir düzenleme değil; dijital ekonominin etik, hukuki ve toplumsal boyutlarını yeniden tanımlayan yapısal bir dönüşüm belgesi niteliği taşıyor.
Dijital Alanın Sorunları ve Regülasyon İhtiyacı
Dijital platformların büyümesi, bilgiye erişimi kolaylaştırırken; yanlış bilgi, nefret söylemi,
yasa dışı içerik, manipülatif reklamcılık ve kullanıcı verilerinin kötüye kullanımı gibi sorunları
da derinleştirdi. Özellikle büyük platformların algoritmik karar alma süreçleri, kullanıcı
davranışlarını yönlendiren görünmez mekanizmalar haline geldi. Bu durum, dijital alanın
demokratik işleyişi açısından ciddi soru işaretleri yarattı.
Geleneksel hukuk sistemleri, bu hızla gelişen dijital ekosisteme uyum sağlamakta zorlandı.
Platformların “aracı” mı yoksa “yayıncı” mı olduğu tartışmaları, sorumluluğun kimde başlayıp nerede bittiği konusunu belirsizleştirdi. Dijital Hizmetler Yasası, işte bu belirsizliği ortadan kaldırmayı ve platformların toplumsal etkileriyle orantılı sorumluluklar üstlenmesini
amaçlıyor.
DSA’nın Temel Yaklaşımı: Orantılı Sorumluluk
DSA’nın en dikkat çekici yönlerinden biri, platformlara tek tip bir yükümlülük getirmek yerine
“orantılı sorumluluk” ilkesini benimsemesi. Küçük dijital hizmet sağlayıcıları ile milyonlarca
kullanıcıya ulaşan çok büyük çevrim içi platformlar arasında net bir ayrım yapılıyor. Kullanıcı
sayısı ve toplumsal etki arttıkça, platformlardan beklenen şeffaflık, denetim ve risk yönetimi
yükümlülükleri de artıyor.
Özellikle “çok büyük çevrim içi platformlar” (VLOP) olarak tanımlanan aktörler, algoritmik
sistemlerinin toplumsal etkilerini analiz etmek, risk değerlendirmeleri yapmak ve bu riskleri
azaltacak önlemleri uygulamak zorunda bırakılıyor. Bu yaklaşım, dijital gücün yoğunlaştığı
alanlarda kamusal denetimi güçlendirmeyi hedefliyor.
Yasa Dışı İçerik ve Kullanıcı Hakları
DSA, yasa dışı içerikle mücadelede platformlara daha açık ve bağlayıcı sorumluluklar
yüklüyor. Kullanıcıların yasa dışı içerikleri bildirebileceği şeffaf mekanizmaların kurulması
zorunlu hale getiriliyor. Platformlar, bu bildirimlere makul süreler içinde yanıt vermekle
yükümlü kılınıyor.
Ancak yasa, içerik kaldırma süreçlerinde ifade özgürlüğünü de korumaya çalışıyor. Keyfi
sansür riskine karşı, içerik kaldırma kararlarına itiraz hakkı tanınıyor. Böylece DSA, hem dijital alanı daha güvenli hale getirmeyi hem de temel hak ve özgürlükleri korumayı amaçlayan dengeli bir çerçeve sunuyor.
Algoritmaların Şeffaflığı ve Reklam Düzenlmeleri
Dijital Hizmetler Yasası’nın belki de en yenilikçi yönü, algoritmik şeffaflık alanında getirdiği
düzenlemeler. Kullanıcıların, karşılarına çıkan içeriklerin ve reklamların hangi kriterlere göre
sunulduğunu daha net biçimde anlayabilmesi hedefleniyor. Özellikle hedefli reklamcılık
konusunda daha sıkı kurallar getirilerek, kullanıcıların kişisel verilerinin nasıl kullanıldığına
dair bilgilendirme zorunlu hale getiriliyor.
Çocuklara yönelik hedefli reklamcılığın yasaklanması, DSA’nın toplumsal hassasiyetleri
gözeten önemli düzenlemelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşım, dijital ekonomide
ticari çıkarlarla toplumsal sorumluluk arasında yeni bir denge arayışını yansıtıyor.
DSA ve Dijital Ekonominin Geleceği
Dijital Hizmetler Yasası, yalnızca Avrupa Birliği sınırları içinde geçerli bir düzenleme olarak
görülmemeli. Küresel ölçekte faaliyet gösteren dijital platformlar, DSA standartlarına uyum
sağlamak zorunda kaldıkça, bu normların küresel düzeyde yayılması kaçınılmaz hale geliyor.
Tıpkı Genel Veri Koruma Tüzüğü’nün (GDPR) küresel veri koruma standartlarını etkilemesi
gibi, DSA da dijital hizmetler alanında yeni bir referans noktası oluşturuyor.
Bu durum, dijital ekonomide faaliyet gösteren ülkeler için de önemli bir mesaj içeriyor: Dijital
alan, artık regülasyonsuz bir büyüme sahası değil; kamu yararı, tüketici hakları ve demokratik değerlerle uyumlu bir şekilde yönetilmesi gereken stratejik bir alan.
Türkiye Açısından DSA’nın Anlamı
Türkiye açısından Dijital Hizmetler Yasası, yalnızca AB ile ilişkiler bağlamında değil, iç dijital
politika tartışmaları açısından da dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Dijital platformların
ekonomi, medya ve toplumsal yaşam üzerindeki etkisi düşünüldüğünde, benzer bir
düzenleme çerçevesinin ulusal düzeyde nasıl şekilleneceği önemli bir politika başlığı haline
geliyor. DSA, Türkiye için hem bir uyum referansı hem de dijital alanda daha öngörülebilir, daha adil ve daha güvenli bir düzenleme mimarisi oluşturma açısından önemli bir deneyim sunuyor
Sonuç: Dijital Alanda Yeni Bir Toplumsal Sözleşme
Dijital Hizmetler Yasası, dijital ekonominin “vahşi batı” döneminin sona erdiğine işaret eden
güçlü bir düzenleme hamlesi olarak değerlendirilebilir. Platformlara daha fazla sorumluluk
yüklerken, kullanıcıları daha güçlü haklarla donatmayı hedefleyen bu yasa, dijital alanın
demokratikleşmesi yönünde atılmış önemli bir adım niteliği taşıyor.
Gelecek dönemde dijital ekonominin başarısı, yalnızca teknolojik yeniliklerle değil; bu
yeniliklerin toplumsal fayda üretme kapasitesiyle ölçülecek. Dijital Hizmetler Yasası, tam da
bu dönüşümün hukuki ve kurumsal zeminini oluşturan bir kilometre taşı olarak tarihteki
yerini alıyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]


FACEBOOK YORUMLAR