Zafer Özcivan

Zafer Özcivan

[email protected]

ÇİFTÇİLERDE PAZARLAMA VE İŞ AĞI

01 Şubat 2026 - 21:29

Türkiye’de tarım sektörü uzun yıllar boyunca üretim odaklı bir anlayışla şekillendi; çiftçinin temel görevi toprağı ekip biçmek, ürünü harmanlayıp tüccara teslim etmekti. Ancak son on yılda hem küresel rekabetin sertleşmesi hem de tüketici eğilimlerinin değişmesi, çiftçiliğin yalnızca bir üreticilik değil aynı zamanda bir işletmecilik, bir marka yönetimi ve bir iş ağı kurma becerisi gerektirdiğini açıkça ortaya koydu. Bugün tarımsal üretimin kaderi, çiftçinin pazarlama yeteneğiyle doğrudan ilişkili hale geldi. Tarladan sofraya uzanan süreçte, kimin daha iyi anlatabildiği, kimin tüketiciye direkt ulaşabildiği belirleyici oluyor.
Bu dönüşümün merkezinde ise iki kritik başlık var: pazarlama stratejileri ve iş ağı kurma kapasitesi. Artık tarımsal ürünün kalitesi kadar, doğru pazarla buluşabilmesi de ekonomik sürdürülebilirliği belirliyor. Çiftçi ne kadar stratejik davranır, kaynaklarını ne kadar doğru kullanır ve sektördeki aktörlerle ne kadar güçlü bağlar kurarsa hem kendi gelirini hem de ülkenin tarımsal rekabet gücünü artırabiliyor.
Yeni Nesil Pazarlama: Tarladan Sofraya Doğrudan Erişim
Son yıllarda çiftçiler için en büyük kırılmalardan biri, aracısız satış modellerinin yaygınlaşması oldu. E-ticaret platformlarının çoğalması, soğuk zincir lojistiğinin gelişmesi ve akıllı telefon kullanımının kırsala kadar yayılması, çiftçinin artık tüketiciye doğrudan ulaşmasını mümkün hale getirdi. Bu model, yalnızca çiftçiye daha yüksek gelir sağlamıyor; tüketiciyi de daha taze, daha güvenilir ürüne kavuşturuyor.
Bazı bölgelerde üreticiler sosyal medya üzerinden pazarlama yapıyor, Instagram ve Tik Tok gibi mecralarda “ürün hikâyesi” anlatan çiftçiler kendi markalarını yaratıyor. “Köyden şehre paketleme” sloganıyla organik yumurtadan kuru meyveye kadar geniş bir yelpazede satış yapan üreticiler, geleneksel pazarlama alışkanlıklarını hızla dönüştürüyor. Geleneksel ürün tanıtımının yerini artık videolu anlatımlar, tarlada çekilen hasat görüntüleri ve ürünün üretim sürecini şeffaflaştıran içerikler alıyor.
Diğer tarafta kooperatifleşme üzerinden yapılan kolektif pazarlama girişimleri dikkat çekiyor. İyi yönetilen bir kooperatif, onlarca küçük çiftçinin tek başına ulaşamayacağı pazar kapılarını açıyor; fiyat istikrarı sağlıyor ve büyük zincir marketlere ürün tedariki için güvenilir bir çerçeve oluşturuyor. Üstelik toplu alım gücü sayesinde ambalajdan gübreye kadar birçok girdide maliyet avantajı yaratıyor.
Çiftçi İçin İş Ağı Kurmanın Artan Önemi
Pazarlama kadar kritik bir diğer başlık ise iş ağı kurma becerisi. Tarımda güçlü bir iş ağı, yalnızca satış kanalı değil, aynı zamanda bilgi, teknoloji ve finansmana erişim demek. Bu nedenle dünyada birçok ülkede çiftçiler; danışmanlarla, tarım teknolojisi girişimleriyle, üniversitelerle ve ticaret erbabıyla yakın iş birlikleri geliştiriyor.
Türkiye’de bu alanda henüz potansiyelin tam açığa çıktığını söylemek zor. Birçok çiftçi hâlâ hem ürün yönetimi hem de pazarlama konusunda yalnız. Oysa doğru kurulan ilişkiler çiftçinin riskini azaltıyor. Örneğin;
Agrotech firmalarıyla iş birliği, verimlilik artırıcı teknolojilere daha kolay erişim sağlıyor.
Bankalar ve finans kuruluşlarıyla düzenli iletişim, daha uygun kredi koşullarını ve proje bazlı hibeleri görünür kılıyor.
Zincir marketlerin tedarik departmanlarıyla temas, uzun vadeli sözleşmelerin kapısını aralayarak gelir güvencesi sağlıyor.
Belediyeler ve ilçe tarım müdürlükleriyle koordinasyon, pazaryeri tahsisi, fuar katılımı ve tanıtım faaliyetlerinde büyük kolaylık sağlıyor.
Bugün Avrupa’da çiftçilerin büyük bölümü, belirli meslek birliklerine veya ağ yapılarına üye. Bu yapılara katılım, sadece pazar gücü değil; aynı zamanda mesleki saygınlık ve sektörel dayanışmayı da beraberinde getiriyor.
Markalaşma: Çiftçinin Yeni Oyunu
Artık yalnızca domates üretmek yetmiyor; “nasıl bir domates?” sorusuna yanıt vermek gerekiyor. Tüketici; aromasıyla öne çıkan, kalıntı sorunu olmayan, sürdürülebilir metotlarla üretilmiş ürüne yöneliyor. Bu nedenle markalaşma, özellikle küçük ve orta ölçekli çiftçiler açısından gelir artışı için önemli bir kapı haline geldi.
Türkiye’de bazı tarımsal markalar, aslında sadece bir köyün ya da birkaç üreticinin ortak girişimi. Doğru ambalajlama, hikâyeleştirme ve tüketici sadakati yaratma teknikleri sayesinde bu markalar şehir pazarlarında güçlü bir konuma ulaştı. Çiftçilerin ürünlerini coğrafi işaretle tescil ettirmesi, kalite güvencesi sağlayarak marka değerini daha da yükseltiyor.
Sorunlar ve Fırsatlar: Çiftçilerin Pazarlama Mücadelesi
Her şey bu kadar olumlu değil. Pazarlama ve iş ağı kurmada çiftçilerin karşılaştığı önemli engeller var:
Dijital okuryazarlığın kırsalda hâlâ düşük olması,
Üreticilerin büyük kısmının sosyal medya yönetimi veya pazar analizi konusunda tecrübesiz olması,
Lojistik maliyetlerin yüksekliği,
Üretici ile tüketici arasındaki fiyat açığının devam etmesi,
Tarım danışmanlığı hizmetlerine erişimin sınırlı kalması.
Buna karşın fırsatlar da güçlü: AB fonlarıyla desteklenen çiftçi eğitim programları, e-ticaret platformlarının kırsal satış için özel paketleri, yerel yönetimlerin üretici pazarları, üniversitelerle iş birlikleri ve tarım alanında yükselen girişimler, çiftçiler için yepyeni pazar kapıları açıyor.
Sonuç: Tarımda Başarı Artık Sadece Ekinle Değil, Bağlantıyla Ölçülüyor
Bugün çiftçiliği sürdürülebilir kılan şey yalnızca verim değil; doğru bağlantılar kurmak, doğru pazarlara ulaşmak ve değişen tüketici davranışlarına hızlı uyum sağlamak. Tarım sektörü artık kapalı bir üretim alanı olmaktan çıktı. Çiftçi; iletişim kurabilen, markasını tanıtabilen, müşterisini tanıyan ve teknolojiyle yakın çalışan bir aktöre dönüştü.
Türkiye’nin tarımda rekabet gücünü artırması için çiftçilere yalnızca üretim desteği değil; pazarlama, dijitalleşme ve iş ağı oluşturma desteği de sunması gerekiyor. Çünkü tarımın gerçek dönüşümü, tarladan değil; çiftçinin doğru pazara doğru stratejiyle ulaşmasından başlıyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum