Zafer Özcivan

Zafer Özcivan

[email protected]

ÇALIŞAN EMEKLİ YOKSULLUĞU

17 Ocak 2026 - 16:38

Türkiye’de emeklilik, uzun yıllar boyunca çalışma hayatının ardından gelen görece güvenli ve sakin bir dönem olarak tasavvur edilirdi. Emekli maaşıyla geçinilen, sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaştığı ve hayat temposunun yavaşladığı bu dönem, son yıllarda giderek farklı bir anlam kazandı. Bugün emeklilik, önemli bir kesim için çalışmaya devam etmenin zorunlu olduğu, hatta yoksullukla mücadele edilen bir yaşam evresine dönüşmüş durumda. “Çalışan emekli yoksulluğu” olarak tanımlanabilecek bu olgu hem ekonomik göstergelerin hem de sosyal yapının alarm verdiğini ortaya koyuyor.

Emeklilik Geliri Neden Yetmiyor?

Çalışan emekli yoksulluğunun temelinde, emekli aylıklarının reel alım gücündeki ciddi erime yatıyor. Enflasyon karşısında maaşların yetersiz kalması, özellikle sabit gelirli emeklileri doğrudan etkiliyor. Gıda, kira, enerji ve sağlık harcamalarındaki hızlı artış, emekli maaşlarının büyük bölümünü zorunlu giderlere yönlendiriyor. Sonuç olarak emekliler, maaşlarının ayın ortasını bile getirmediğini, temel ihtiyaçlar için dahi ek gelire ihtiyaç duyduklarını ifade ediyor.

Bir diğer önemli etken, emekli maaşlarının çalışma dönemindeki gelirle olan bağının giderek zayıflaması. Prim gün sayısı artsa da bağlanan maaşların düşük kalması, “uzun yıllar çalışmanın karşılığı” algısını zedeliyor. Bu durum, emeklilik sistemine olan güveni de sarsıyor. Çalışma hayatı boyunca düzenli prim ödeyen bireyler, emeklilikte yoksulluk riskiyle karşı karşıya kaldıklarında, sistemin adaletine dair ciddi soru işaretleri oluşuyor.

Çalışan Emekli Gerçeği

Bugün birçok emekli, isteyerek değil mecburen çalışıyor. Pazarlarda tezgâh açan, küçük dükkânlarda yarı zamanlı çalışan, özel güvenlikten çağrı merkezlerine kadar farklı alanlarda istihdam edilen emekliler, gelirlerini takviye etmeye çalışıyor. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir sorun niteliği taşıyor. Emeklilik yaşına gelmiş bireylerin yeniden çalışma hayatına dönmesi, dinlenme ve sosyal hayata katılım gibi temel hakların fiilen ortadan kalkmasına yol açıyor.
Çalışan emeklilerin önemli bir kısmı kayıt dışı istihdamda yer alıyor. İşverenler, düşük ücret ve sigortasız çalışma koşullarıyla emeklileri tercih edebiliyor. Bu durum, emeklilerin hem gelir güvencesini zayıflatıyor hem de çalışma koşullarını daha kırılgan hâle getiriyor. Üstelik kayıt dışı çalışma, genel istihdam yapısını da olumsuz etkileyerek haksız rekabet yaratıyor.

Yoksulluğun Psikolojik ve Sosyal Boyutu

Çalışan emekli yoksulluğu, yalnızca maddi bir sorun değil; aynı zamanda derin bir psikolojik yük anlamına geliyor. Emeklilik döneminde hâlâ geçim derdiyle çalışmak zorunda kalan bireyler, kendilerini “başarısız” ya da “değer görmeyen” hissedebiliyor. Uzun yıllar emek vermiş bireylerin, yaşlılık döneminde ekonomik güvenceden yoksun kalması, toplumsal aidiyet duygusunu zedeliyor.

Aile ilişkileri de bu durumdan etkileniyor. Emekli bireylerin çocuklarından maddi destek almak zorunda kalması, kuşaklar arası ilişkilerde gerilime yol açabiliyor. Öte yandan bazı emekliler, çocuklarına yük olmamak için sağlıklarını riske atarak çalışmaya devam ediyor. Bu durum, yaşlılıkta yoksulluğun sessiz ama derin bir sosyal krize dönüştüğünü gösteriyor.

Sağlık Harcamaları ve Çifte Kıskaç

Emeklilik döneminde artan sağlık harcamaları, çalışan emekli yoksulluğunu daha da derinleştiriyor. İlaç katkı payları, özel sağlık hizmetlerine yönelme zorunluluğu ve bakım giderleri, emekli bütçesini zorluyor. Çalışmak zorunda kalan emekliler için bu durum bir çifte kıskaç anlamına geliyor: Hem geçim için çalışmak hem de sağlıklarını korumakta zorlanmak.

Fiziksel olarak ağır işlerde çalışan emekliler, iş kazaları ve meslek hastalıkları açısından da risk altında. Yaşın ilerlemesiyle birlikte azalan fiziksel dayanıklılık, çalışma koşullarının olumsuz etkilerini artırıyor. Buna rağmen birçok emekli, “çalışmazsam geçinemem” düşüncesiyle bu riskleri göze alıyor.

Toplumsal Adalet ve Politika Tartışmaları

Çalışan emekli yoksulluğu, sosyal devlet ilkesinin yeniden tartışılmasını zorunlu kılıyor. Emeklilik, bireyin yaşam boyu verdiği emeğin karşılığını aldığı bir dönem olmalı. Ancak mevcut tablo, emekliliğin giderek bir “ara döneme dönüştüğünü, gerçek anlamda bir gelir güvencesi sunmadığını ortaya koyuyor.

Bu noktada emekli maaşlarının enflasyona karşı daha güçlü korunması, taban maaş uygulamalarının yaşam maliyetini dikkate alacak şekilde güncellenmesi ve sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi önem taşıyor. Ayrıca çalışan emeklilerin kayıt dışı istihdamdan korunması, esnek ama güvenceli çalışma modellerinin geliştirilmesi gerekiyor.

Sonuç: Emeklilik Yeniden Tanımlanmalı

Çalışan emekli yoksulluğu, bireysel bir tercih değil, yapısal bir sorun olarak karşımızda duruyor. Emeklilerin yeniden çalışma hayatına dönmesi, “aktif yaşlanma” kavramıyla açıklanamayacak kadar zorunlu ve yaygın bir olgu hâline gelmiş durumda. Bu tablo, emekliliğin anlamının ve emeklilik sisteminin temel hedeflerinin yeniden ele alınmasını gerektiriyor.

Bir toplumun refah düzeyi, yaşlılarına sunduğu yaşam koşullarıyla ölçülür. Emeklilerin geçim kaygısı yaşamadan, insan onuruna yakışır bir hayat sürdürebilmesi, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki ve sosyal bir sorumluluktur. Çalışan emekli yoksulluğu sorunu çözülmeden, sosyal adaletin tesis edildiğinden söz etmek zor görünüyor. Emeklilik, yeniden “dinlenme ve güven” dönemi hâline gelmedikçe, bu sorun gündemde kalmaya devam edecek.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum