Küresel ekonomi, son yıllarda eş zamanlı krizlerin, teknolojik sıçramaların ve jeopolitik gerilimlerin iç içe geçtiği bir döneme girmiş durumda. Bu yeni konjonktürde ülkelerin rekabet gücü, yalnızca ihracat performansı ya da kısa vadeli büyüme oranlarıyla ölçülemeyecek kadar çok boyutlu bir kavrama dönüşüyor. Asıl belirleyici unsur, rekabet gücünün sürdürülebilir büyüme kapasitesine dönüşebilmesi; yani bugünün kazanımlarının yarının refahını da garanti altına alacak bir yapıya kavuşmasıdır.
Rekabet Gücü: Dar Bir Tanımdan Geniş Bir Çerçeveye
Geleneksel yaklaşımda rekabet gücü, çoğu zaman maliyet avantajı, düşük ücretler veya döviz kuru üzerinden tanımlanırdı. Oysa bu tür avantajlar geçici olma eğilimindedir. Ücretlerin baskılanması toplumsal refahı zedelerken, kur avantajı enflasyonist baskılar yaratabilir. Günümüz dünyasında rekabet gücü; verimlilik artışı, yenilik kapasitesi, kurumsal kalite, insan sermayesinin niteliği ve ekonomik öngörülebilirlik gibi unsurların bileşiminden oluşur.
Bu nedenle sürdürülebilir büyüme ile uyumlu bir rekabet gücü anlayışı, kısa vadeli maliyet
avantajlarından ziyade uzun vadeli yapısal üstünlüklere dayanmak zorundadır. Eğitim sistemi güçlü olmayan, hukuki altyapısı öngörülebilirlik sunmayan ve teknoloji üretme kapasitesi sınırlı olan bir ülkenin rekabet gücü kalıcı olamaz.
Verimlilik Artışı Olmadan Büyüme Sürdürülemez
Sürdürülebilir büyümenin temel taşı verimliliktir. Nüfus artışı ya da sermaye birikimi belli bir noktaya kadar büyümeyi destekleyebilir; ancak bu faktörlerin etkisi zamanla azalır. Uzun vadede büyümeyi taşıyan esas unsur, aynı girdiyle daha fazla ve daha kaliteli çıktı üretebilme yeteneğidir.
Rekabet gücü yüksek ülkeler, toplam faktör verimliliğini artıran politikalara öncelik verir. Dijitalleşme, otomasyon, Ar-GE yatırımları ve organizasyonel yenilikler bu sürecin merkezindedir. Verimlilik artışı sadece firmaların kârlılığını değil, ücretlerin reel olarak artmasını ve kamu maliyesinin güçlenmesini de mümkün kılar. Böylece büyüme, toplumun geniş kesimlerine yayılan bir refah artışına dönüşür.
İnsan Sermayesi: Rekabetin En Kritik Unsuru
Bir ülkenin sürdürülebilir rekabet gücü, sahip olduğu doğal kaynaklardan çok insan kaynağının niteliğiyle ilgilidir. Eğitim sistemi eleştirel düşünme, problem çözme ve yenilik üretme becerilerini geliştirmiyorsa, ekonomik büyüme düşük katma değerli alanlara sıkışır.
Nitelikli insan sermayesi, yalnızca yüksek teknoloji sektörlerinde değil, geleneksel alanlarda da dönüşüm yaratır. Tarımdan sanayiye, hizmetlerden kamu yönetimine kadar her alanda verimlilik artışı, insan kaynağının kalitesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu bağlamda rekabet gücü, eğitim politikalarıyla işgücü piyasası arasındaki uyumun sağlanmasını da zorunlu kılar.
Kurumsal Kalite ve Güven Unsuru
Sürdürülebilir büyüme kapasitesi, güven üzerine inşa edilir. Yatırımcıların, girişimcilerin ve hane halklarının geleceğe dair öngörüleri ne kadar netse, ekonomik kararlar da o kadar sağlıklı olur. Hukukun üstünlüğü, şeffaflık, hesap verebilirlik ve tutarlı kamu politikaları bu güven ortamının temel bileşenleridir.
Kurumsal kalite zayıf olduğunda, rekabet gücü kırılgan bir yapıya bürünür. Kaynaklar verimli alanlara değil, kısa vadeli ve spekülatif kazançlara yönelir. Bu durum büyüme rakamlarını geçici olarak yukarı çekse bile, orta ve uzun vadede ekonomik istikrarsızlığı derinleştirir.
Yenilikçilik ve Teknolojik Dönüşüm
Rekabet gücünün sürdürülebilir olması, yenilikçilik kapasitesinin sürekliliğine bağlıdır. Teknolojiyisadece ithal eden değil, geliştiren ve ticarileştiren ülkeler küresel değer zincirlerinde üst basamaklara tırmanabilir. Bu da daha yüksek katma değer, daha nitelikli istihdam ve daha istikrarlı büyüme anlamına gelir.
Yenilikçilik ekosistemi; üniversiteler, özel sektör, kamu ve finansal sistem arasındaki etkileşimle güçlenir. Ar-GE harcamalarının artırılması kadar, bu harcamaların etkinliği de önemlidir. Aksi halde rekabet gücü söylemi, içi doldurulamayan bir hedef olarak kalır.
Dış Denge ve Rekabet Gücü İlişkisi
Sürdürülebilir büyüme, dış dengelerle uyumlu olmak zorundadır. Sürekli cari açık veren bir ekonomi, rekabet gücünü dış finansmana bağımlı hâle getirir. Oysa rekabet gücü yüksek ülkeler, ihracat yapısını çeşitlendirerek ve yüksek katma değerli ürünlere yönelerek dış kırılganlıklarını azaltır.
Bu noktada rekabet gücü, sadece ihracat hacmiyle değil, ihracatın niteliğiyle ölçülmelidir. Düşük teknolojiye dayalı ihracat kısa vadede döviz kazandırabilir; ancak küresel rekabet koşulları değiştiğinde bu avantaj hızla kaybolur.
Sonuç: Kalıcı Rekabet, Kalıcı Refah
Bir ülkenin rekabet gücü, sürdürülebilir büyüme kapasitesine dönüşmediği sürece gerçek bir
başarıdan söz etmek mümkün değildir. Kısa vadeli büyüme atakları, yapısal dönüşümle
desteklenmediğinde toplumsal refahı kalıcı olarak artıramaz.
Gerçek rekabet gücü; verimlilik artışı, nitelikli insan sermayesi, güçlü kurumlar ve yenilikçi bir ekonomik yapı üzerine kuruludur. Bu unsurlar bir araya geldiğinde, büyüme yalnızca rakamlarda değil, yaşam kalitesinde de karşılık bulur. Sürdürülebilir büyüme kapasitesi işte tam da bu noktada, rekabet gücünün en somut ve en değerli çıktısı hâline gelir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]


FACEBOOK YORUMLAR